• resmi ilanlar
Fevzi Saçlı

ALLAH İLE GÖNÜL ARASINDA PERDE YOKTUR.

29.03.2014 00:00:00

 

Uzun zamandan beri düşündüğüm halde bir türlü kaleme alamadığım aşağıda sırasıyla anlattığım yaratanın hikmetlerinden bazılarını nihayet bugün kaleme almak nasip oldu.

Bir yerde okuduğum ve de okuyunca irkildiğim söz beni çok düşündürdü. İşte bende sizlerin düşünmesi için o cümleyi olduğu gibi yazıyorum. İnşallah sizde okuyunca irkilerek düşünmeye başlarsınız. İnsan olarak bir papağandan farkımız olsun artık.

BAK DA İBRET AL YERE DÜŞEN YAPRAĞA, ESKİDEN ODA YUKARDAN BAKARDI KARA TOPRAĞA.

İnsanlar mevcut akarsulardan azami ölçülerde faydalanmak için akmakta olan bir dere veya ırmağın önüne on,on beş yıl çalışarak bir bentle barajlar inşa ederek, bir yandan barajın bulunduğu seviyenin altında kalan yerlerdeki arazilerini sularken diğer yandan da elektrik üreterek, başta aydınlatma olmak üzere elektrikle çalışan insanlara faydalı olan tüm teknolojik aygıtları devreye sokarak binlerce konuda fayda sağlarlar. Burada tek yönlü bir fayda sağlama var.

Yüce yaradan ise canlı ve cansız çevrenin tamamını düşünerek öyle bir sistem oluşturmuş ki tepeden gözlülerin bunu görmesi mümkün değil. İnsanlar bir akarsuyu bentle durdurarak barajlar oluştururken o dünyanın çoğu yerini baraj olarak kullanmaktadır. Bulutları ağlatarak yeri güldüren yüce yaradan, bazen bu ağıtlarda çıkan gözyaşlarını kar zerreleri olarak indirmektedir. İşin garibi bu zerreler yeryüzüne ininceye kadar havada hiçbir kaza yapmadan yani birbirine zarar vermeden birlikte yere inmektedir.

Ovada çiftçinin ekinine bir kış boyunca yorganlık ederken, dağlarda da, biz insanlara beşikten mezara kadar faydalı olan ormanları ve de ekolojik dengenin sağlanmasına katkıda bulunan yaban hayvanlarının da hayatlarının idamesini sağlamakla kalmaz, ayrıca yer altında akifer olarak isimlendirilen su depolarını da doldurarak, hayat olan su bakımından geleceği garanti altına alır.

Ve yaradan kendi barajına yağan bu karı uzun süre eritmeden burada tutmaktadır. Yüce yaratıcı barajında kar olarak tuttuğu bu suyu, aşağı kesimlerde yaşayan canlıların ihtiyacı kadar olan kısmını eritip suya dönüştürerek, yarattıklarını mağdur etmemek için vanayı oldukça düzenli açıp kapamaktadır.

Bazen de yaratıcının kurduğu dengeyi bozanları cezalandırmak için meydana getirdiği sellerle, insanların yıllarca uğraşarak yaptıklarını bir anda yok ediveriyor. İki gün mürekkep yalamışlardan bazıları rabbinin gazabını; “ Ekolojik dengeyi bozduğumuz için tabiat cezasını kesti diyorlar. Yaradan dememek için şekilden şekle giriyorlar.

Bu yok edişi bazen sellerle, bazen tsunami, bazen de deprem ve tayfunlarla yapıyor.

Zaman zaman bizlere kesilen bu cezayı yere tükürdüğümüz tükürük daha kurumadan unutuveriyoruz. Depremlerle uyardığı yerlere, daha depremin acıları dinmeden binalar inşa etmeye başlıyoruz. Namık Kemalin yazdığı dörtlükten dolayı ne denli haklı olduğunu tasdik etmemek mümkün mü? O diyor ki;

Edepsizlikte tekleriz

Kimi görsek etekleriz

Haktan da yardım bekleriz

Ne utanmaz köpekleriz

 

İkinci konuya gelince; Bal arılarını örnek alabiliriz.

Birlik durumda yaşayan aynı türden organizmaların oluşturduğu bu topluluğa koloni denir. Bir kovanda 10 ile 80 bin civarında arı bulunur. Bunları sınıflandıracak olursak;

1 – Bir kovanda bır tane ana arı olur. Bu ana arı dişi olup  erkek arılarla çiftleşir.Bu çiftleşmeden yumurtaların büyük bir kısmı döllenirken döllenmeyen yumurtalarda olur.

Döllenmiş yumurtalardan oluşan arılar dişi olmasına rağmen bunlar erkek arılarla hiç çiftleşmede bulunmazlar. Bu dişi arılar;

Petekten çıktıktan sonra bu dişi arılar üç gün petek temizliğiyle daha doğrusu kovanın temizliğiyle uğraşırlar. Bundan sonra yedi gün petekten çıkacak olan larvalara dadılık yaparlar. Onuncu günden itibaren yirminci güne kadar mum üretme yeteneği kazandıklarında petek yapma uğraşına başlıyorlar. Yirminci günden itibaren yine görevleri değişiyor .Bu kez vücutlarında zehir üretimi gelişip iğneleri kullanacak duruma geldikleri için önlerindeki on günlük sürede kovanın bekçiliğine soyunurlar. Bekçilik sırasında kovanda yakalayıp öldürdükler büyük  bir leşi dışarı atamayacaklarsa e onu hemen mumyalarlar. Altı haftalık ömrünün geri kalan kısmında bal yapımı için lazım olan malzeme temini için kovan dışında çalışırlar.

Peki bekçilikleri sırasında kovana giren yabancı arıyı bekçi arılar nasıl tanıyacaklar. Bunu arı beyini tanıdıktan sonra anlaşılacaktır.

2- Arı beyine gelince; Bu arı kovanda tektir. Petekteki larvalardan biri özel beslenerek on altı günde petekten çıkar. O kovandaki arı beyi ile amansız bir mücadeleye girişir. Mücadeleyi kaybeden kovandan yanına aldığı bir kısım arıyla kovandan ayrılarak kendi kolonisini kurar. Arı beyinin iğnesi vardır. Kimyasal bir salgı salarak tüm koloniyi etkisi altına alır. Bu salgı sonucu kolonideki tüm arılar birbirini tanır. Basit bir ifadeyle tüm koloni mensubu arıların aynı esansı kullanması gibi birşeydir bu olay.

Kovandan ayrılıpta ayrı bir koloni oluşmasına biz arımız oğul verdi diyoruz.

3 – Her kovanda döllenmemiş yumurtalardan türeyen iki yüz civarında erkek arı mevcut olup bunların bacakları bal üretimi için malzeme toplamaya müsait olmadığından arı beyini döllemekten başka bir işleri yoktur. Bunlar kolonideki dişi arıların üretmiş olduğu balı yiyerek hayatlarını idame ettirirler. Kışa girerken bunlardan fazla olanları arı beyi kovan dışına atar.Bunlarda kendi kendilerini besleme özellikleri olmadığından ölür giderler.

İşte bir bal arısının altı haftalık ömrüne sığdırmış olduğu işler. On ile seksen bin civarındaki arıların böyle birlik ve beraberlik içinde çalışmalarını temin eden bir güç olmasa  bu birliği sağlamak mümkün mü? Biz insanlar beş kişiden oluşan bir ailede bu uyumu gösterebiliyor muyuz?

 

Başka bir konuya geçelim; Şehirden çıkmamış olanların birçoğunun bilmediği bir hayvan var.

Adı köstebek olup hayatı yer altında geçer. Çok nadirdir toprak üstüne çıkması.

Dört yıl kadar yaşar. Yer altında tünel kazarak ulaştığı solucanlarla bitki kökleriyle beslenir.

Devamlı toprak altında olduğundan gözleri var fakat kullanılmadığından neredeyse domura uğramaya ramak kalmış haldedir.

Galerilerini dere tepe demeden toprak yüzeyinin 30-60 cm altında yaparlar.

Bu mesafeyi nasıl tayin ediyor. Düşünmek gerekmez mi?

 

Gelelim bir başka canlıya; Bu canlının adı ayı:

Ayı kasım ayından mart ayına kadar kış uykusuna yatar. Takriben bu kış uykusu  dört ile beş ay sürer.

Bu kadar uzun bir süre uyuyan ayı bu süre zarfında ne idrarını ne de kakasını yapar.

Yaradan ona öyle bir bünye vermiş ki idrarı tekrar işlemlere tabi tutularak onu idrar zehirlemesinden koruyor.

Bu özelliğin hiçbir yaratıkta olmayışı ister istemez insanı düşündürüyor.

 

Buyurun birde yaradanın mucize bir hayvan olarak insanların yaralanması için yarattığı deveye bakalım; 

Högüç denen kamburu 50-130 kilo arasında değişen yağ deposudur.

iri gözlerini kum fırtınalarından koruyan iki sırada üç tane koruyucu kirpiği,

Bunun yanında kum fırtınalarından korunmak için tüylü kulak delikleri,

Ayrıca icap ettiğinde kapanabilen burun delikleri,

Keskin görme ve koku alma duyuları da kum fırtınası gibi elverişsiz çevre koşullarına uyum sağlamasına yardımcı olur.

İnsan, vücudunda bulunan suyun %12'sini kaybettiğinde ölürken,

deve, vücudundaki suyun %40'ını kaybettiği halde ölmez.

deve, 50 °C sıcaklıkta 8 gün aç-susuz kalabilir. Bu süre içinde toplam ağırlığının %22'sini kaybeder.

Develer geceleri vücut sıcaklıklarını 33,8 0C’ye düşürüp gündüzleri ise 40,60C’ye kadar çıkarabilirler.

Develer normal şartlarda 5-10 litre olan günlük idrar boşaltımını suyun kıt olduğu dönemlerde %90 oranında azaltabilir.

Susuz kalan bir deve 10 dk. İçinde vücut ağırlığının 1/3’ü oranında suyu içebilir.

40 yaşına kadar yaşayabildiği bilinmekle birlikte develerin ortalama ekonomik ömrü 25-30 yıldır.

Yetişkinleri 1,65-2,15 m yüksekliğe ulaşabilen

develerin dişileri 350-450 kg,

erkekleri 450-550 kg ağırlığa ulaşabilir.

Ayrıca köpek ve attan daha sadıktır.

Kincidir .Kendine yapılan kötülüğü asla unutmaz mutlaka intikamını alır

Mükemmel bir sabıra sahiptir.

Kaybolan deve daha önce birlikte su içtikleri yere gelip gerekirse sürüyü aylarca burada bekleyebilir

Bütün bu  özelliklerinin yanında oldukça inattır istemediği şeyi yaptırmak mümkün değildir.

Deve saatte takriben beş km yol gider. Günde de dokuz saat yol alır.Yani günlük 40 Km yol alır.

Devenin bu özelliklerinden faydalanarak eski yollarda kervansaraylar 40-50 Km aralıklarla inşa edilmişlerdir.

 

Gelelim yaradanın diğer bir mucizesine;  Çinçilla isimli kürk hayvanına: 

Çinçilyanın, bu soğuk iklim tavşanının kürkü,

Santimetre karesinde 25.000 adet kılla hayvanlar arasında en sıkı kürk şampiyonudur. 

Karşılaştırma yapmanız açısından 25 yaşında bir erkekte 600 adet/cm2 saç olduğunu hatırlatalım.

Çinçilya, gebelik süresi 111-128 gün olan, yılda iki kez doğum yapan ve

her bir doğumda ortalama 3-4 yavru veren kemirgen bir hayvandır.     

 

Karakul koyununa gelince;

Özbekistanın buhara şehri yöresinden yetiştirilen bir koyun cinsi.

Bu koyunun kuzularından elde edilen kürkleri için yetiştirilir.

Kürkleri parlak kıvırcık ve siyahtır

Yeni doğan kuzunun postu gün geçtikçe kıvırcıklığını ve de yumuşaklığını kaybettiğinden bu özelliğini kaybetmemesi için kuzu hemen kesilerek derisi yüzülür.

En değerli kürkler daha doğmadan ana karnından alınan kuzulardan elde edilir.Bu kürkler astragan olarak ünlenmiştir.

Karkul koyunu 1929 yılında Atatürk tarafından Türkiye’ye getirtilmiş. Ama pek de ilgi görmemiştir.

 

Çilçilla( tavşanı) ve Karakul veya karagül diye adlandırılan koyunlara gelince;

Kadınları mutlu olsun diye, işlenecek cinayetler için beslenen hayvanlardır. Konuştursan bir de hayvan sever geçinirler. Kürk almaya kalksan reddecek bir kadın bulacağınız sanmıyorum.

 

Gelelim ipek yolunun hediyesi olan ipek böceğine;

Haziran ayında yumurtalar bırakılır.

Yumurta kışı geçirdikten sonra, ertesi yılın mayıs ayında ortalama 1,5 milimetre uzunluğundadır.

Isının 20 derecede tutulması şartıyla bu yumurtadan on beş günün içerisinde minik ve kıllı bir tırtıl da dünyaya gelir.

iyi bir dut yaprağı tüketicisidir.

İlk önce sürekli dut yaprağı yeme dönemi vardır. 1.5 aylık bu süre zarfında 4-5 defa gömlek değiştirerek iyice büyürler ve 7-8 santim boya ulaşırlar.

Mayıs başından haziran ortalarına kadar hiç aralıksız karnını doyurur.

7-8 cm büyüklüğündeki bir ipek böceği kendini hapsedeceği koza için tam 2 kilometre uzunluğunda iplik üretmektedir.

Kendini hapsettiği kozadan kelebek olarak kozayı delip çıkmasına fırsat vermeden ipek sağılır.

İpek böceği ipeğini dut ağacının yaprağından yapar.

Özet olarak; Yaradan, bakıp ta örnek alarak kendimize gelelim ve de ne için yaratıldığımızı düşünelim diye bize öyle bir dünya hazırlamış ki, Anadolu’nun en ücra köşesinden gelip de İstanbul’a hayran olan bir kardeşimiz gibi bizler dünyanın güzelliğinden dolayı yaratanın sergilediği ibret alınacak bu tablonun farkına varamıyoruz bir türlü.

Naturamızda mevcut olan hırsımızın esiri olup çıkıyoruz. Hâlbuki Mevlana’nın dediği gibi, “ Ne kadar zengin olsan ancak yiyebileceğin kadar yersin. Denize testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır. Gerisi kalır.” Gerçek bu değil mi?

İşte bunun için yaratan bu gerçeği daima gündemde tutmak için yarattığı iyi insanları peygamber olarak gönderirken onların eline kendi kanunlarını içeren kitaplar vererek onları destekleyerek dünya düzenini sağlamak istemiş. Âmâ biz insanlar adeta özümüzden utanır gibi bizi yaratana isyan etmişiz her devirde. Yani kısaca nankörlüğün dik alasını yapmaktayız.

Ateşe karşı suyu, suya karşı güneşi yaratıp suyu buharlaştırıp bulutu yaratmış. Bulutu ağlatarak yarattığı tüm canlıları güldürmüş. Birini ağlatırken diğerini güldürerek, diğer tüm olaylarda olduğu gibi hep dengeyi sağlayarak bizimde dengeli olmamızı yazıp çizip önümüze koymuş. Ama ders alan kaç kişi.

Bu düşüncelerimi kaleme aldım diye okuyucular bana da bir kulp taksınlar istemem. Zira ben ne bir tarikata ne de bir parti veya herhangi bir örgüte mensup değilim.

Bir veteriner de değilim. Dikkatimi çektiği için araştırdım. Bunları öğrendikten sonra dikiz aynasına bakmadan dünya turumuza devam ettiğimin farkına vardım. Sizde düşünün.        

 

HOŞÇA KALIN

İlk yorum yapan siz olun!
 1250 karakter yazabilirsiniz
Sağdaki kodu buraya yazın! 

Yazarın son yazıları

Yazarın TÜM YAZILARI

Karamanlı Mahallesi Parkalan Sokak No:11 Bolu   Tel: 215 5 000   Faks: 215 0 666

Tasarım ve Programlama: Piskevit