• resmi ilanlar
Fevzi Saçlı

CAMİ VE MÜŞTEMİLATINI TANIYALIM

11.08.2014 19:00:00

 

İlk mabet Kabe ile ve ilk mescit olan Kuba Mescidi ile başlamış, Mescid-i Nebevi ve benzerleriyle devam ederek yayılmış ve günümüze kadar gelmiştir.

Alevi Müslümanlığında ibadet mekanı olarak cem evleri kullanılmaktadır.

Şii-Alevi Müslümanlar teberra(Hz. Ali ve Ehl-i Beyt düşmanlarına düşman olmak onlara yüz çevirmek ve onlardan uzaklaşmak demektir.) kuralları gereği duvarlarında Ebubekir, Ömer ve Osman'ın adı yazılı olan Sünni camilerinden uzak dururlar.

Camilerinde sadece Hüseyin'in ismini yazarlar.

Teberranın aksine Tevella ya gelince bunun anlamı da: Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyti sevmek, onları sevenleri sevmek ve dost edinmek anlamlarını içermektedir.

Bazı din bilginleri ise kişiler adına yapılmış camileri tevhit ilkesine aykırı bulurlar.

Cami: Kur’an’da ibadethane adı olarak cami terimi geçmez ancak "secde yapılan yer" anlamındaki mescit kavramı kullanılır.

Türkçeye Arapçadan geçen bir sözcüktür. Arapça cem kelimesinden gelir. Cem’ "Toplanma, bir araya gelme" kökünden gelen cami, "toplayan, bir araya getiren" demektir. Sözcük önceleri "cuma namazı mescidi" anlamında kullanılıyordu.

Mescit Arapçada secde edilen yer demektir. Ortaçağ İspanya'sında yaşayan Endülüslülerden miras kalan ve İspanyolcada cami demek olan ‘mezquita’ sözcüğü Arapça ‘mescid’den gelişmiştir.

Câmi sözcüğü, aynı zamanda İslam'da Allah'ın 99 isminden biri olup, Câmi "istediğini istediği şekilde, istediği zaman, istediği yerde toplayan" anlamına gelmekle birlikte, kelimenin dört büyük meleğin ("Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil) baş harflerinden oluştuğuna dair iddialar bulunmaktadır.

Türkçe dini mimari terminolojisinde bu ibadethanenin küçüklerine mescit, daha büyüklerine ise cami denilmektedir.

Cami, İslam'da bir ibadet mekânıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayrılmış ufak mekânlara mescit denir.

Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler.

Toplanılan yer anlamına gelen bir kelimedir. Esasen bu kelimenin aslı mescid’ül cami olarak bilinmesine rağmen, Osmanlılar bu kelimenin mescid’ül kelimesini devreden çıkararak sadece cami demişler. Cuma namazı kılınan yerlere Cami, Cuma namazı kılınamayan yerlere de mescit demişler.

Cami sözcüğü, tamlamalarda camisi veya camii şeklinde, halindeyken camiyi şeklinde kullanılır.

Ayrıca herhangi bir alanda ibadet etmeye yarayan, boş ve imarsız mekânlara namazgâh denir.

Yurt dışına gidenler camiye gitmek için Mescid’ül cami diye arayıp sormaları gerekir.

Şehirdeki büyük camilere genelde ulu cami, Padişahlar tarafından yaptırılmış camilere Sultan camii veya selatin camisi denir.

İlçelerdeki merkezi camilere de genelde merkez camii veya ulu cami denir.

Cami inşaatına gelince kutsal kitabımız Kuranı kerim şöyle diyor.

Tevbe 18: Allah’ın mescitlerini; ancak Allah'a, ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başka kimseden korkmayan kişiler onarır. İşte bunların, hidayete erenlerden olmaları beklenir.

İnşa edilecek caminin planı çizilir. Çamurdan veya ahşaptan maket yapılırdı. Planın uygulamasında kullanılan ölçü zira idi.

Zira: Parmak uçlarından dirseğe kadar olan kısmın, Bu miktara denk düşen uzunluk biriminin adıdır. Zira çarşı zira ve mimari zira olmak üzere iki çeşittir. Kumaş vs. gibi çarşıda satılan malları ölçmek için kullanılan zira ‘ya çarşı zira yer ölçümü için kullanılan zira ‘ya da mimari zira denir.1 zira ortalama 0,57417 m2'dir.

Endaze: 65 cm küçük arşın manasına gelir.

Caminin inşa töreninde Devlet yöneticileri hazır bulunur, temele altın atılırdı.

İnşaatta hiç kimse zulümle çalıştırılmaz, herkese hakkı verilir. Yalnız, malzemeden çalanlar şiddetle cezalandırılır.

Çiniler İznik ve Kütahya’dan, keresteler Karadeniz’den, mermer Marmara adasından, kesme taşlar Bakırköy’den, çivi İzmit’ten gelir. Bütün malzemeler yerlidir.

Derz: Taş ve tuğlalar arasındaki birleşme yeri harç şeridi

Horasan harcı: Pişmiş kiremit ve tuğla tozunun kireç ve su ile karışımından oluşan harç

Çinilerde alçı harcı,

Sıvalarda kıtıklı (keten elyafı) harç kullanılır.

Neme müsait duvarlarda koyunyünü, yumurta akı katılır.

Örümceklerin ağ kurmaması için devekuşu yumurtası harca katılır.

Cümle kapıları önündeki döşemeye aşınmayı önlemek için porfir taşı konulur.

Fil ayağı:(Paye)(Pil paye) : Büyük kubbeli yapılarda kubbe yarım kubbe ya da tonozları taşıyan kalın kâgir ayaklar, bunlar çokgen, kare ya da dikdörtgen planlı duvar örme yöntemiyle yapılmış düşey taşıyıcıdırlar.

 

Ayak: Kemer, kubbe, çatı ağırlıklarını taşıyan dayanak. Taş, tuğla, ahşap, sütun şekillerindedir. Büyük camiler altıgen veya sekizgen ayaklıdır.

Lento: Ahşap veya taş kiriş. Duvar arasındakine hatıl denir.

Kaide: Sütunun oturduğu alt kısım.

Kubbe: Camilerde başta olmak üzere yapılarda yarım küre şeklinde dam, kasnak kemer, tavan ve pencereleri vardır. En büyük kubbe Selimiye Camii kubbesidir.

 

Kasnak: Kubbe tamburu.

 

Tonoz: Taş ya da tuğladan örülerek meydana gelen bir mimari tavan örtüsüdür. Koridorların, uzun ince mekânların üzerinin örtülmesinde kullanılan bir çatı biçimidir. Daha açıkçası salon oda koridor gibi herhangi bir mekânın üstünü örtmek amacıyla taş tuğla beton kalıpla oluşturulan kavisli tavan örtüsüdür. İçi boş bir silindirin üst yarısı, gibidir.

Tonoz ağırlığının basıncı, sadece aşağıya olmayıp yanlara doğru da olur. Tepesine yük binen tonoz açılmak ve genişlemek ister. Bunun için tonozun ağırlığını çeken duvarların dışa doğru itilmesinden dolayı yıkılmasını önlemek için duvarlara payanda verilir.

 

Payanda: Taşıyıcı duvarların yüzeyine dıştan yapılan destektir. Kemer ve tonoz ağırlıkları sadece taşıyıcı

Duvarlara basınç yapmaz Yanlara da basınç yapar Yani dışa doğru da iter Bunun için duvarların dışarıya doğru yıkılmasını önlemek için yapının dışına payanda denilen taşıyıcı destekler konur

 

 

Biçimlerine göre beşik tonoz, aynalı tonoz, çapraz tonoz, kaburgalı Tonoz gibi isimler alır

Beşik tonoz: Yarım silindir biçiminde olan tonoza denir

 

Haç Tonoz: Dört ayrı kemerin iç içe geçmesiyle olur

Kemer: Bir yapıda iki duvar ya da iki sütun arasındaki açıklığın üstünü örtmek için konulan yay biçiminde art

Arda birbirine eklenen kemerlerden oluşur Bir tür köprüdür. Bunu yapmak için önce ahşaptan bir kalıp hazırlanır. Ve o kalıp esas alınarak yapılır.

 

Kemerde, Kilit taşı Üzengi ya da yastık taşı önemlidir

Kilit taşı: Kapatılmak istenen yere ahşap kalıp oturtulduktan sonra ahşap kalıbın iki yanından örülmeye başlanır. Tam tepeye gelince oraya hayati önemde bir taş konur ki buna kilit taşı denir. İşte kemere yıllar yılı Kemerlik yaptıran bu taştır

Üzengi ya da yastık taşı: Kemerin inşaası için ahşap kalıp yerleştirildiğinde iki baştan üzerine örme işi başlanan taşlara denir.

Bindirme taşı: Kemerlerin başlangıç yerindeki çıkıntılı yastık

Masif: Som: Parça halinde olmayan, Bütün, Yekpare

 Mukarnas: Düşey bir yüzeyden üzerinde bulunan daha taşkın bir Yüzeye geçmek ve ona bindirmelik görevi

Yapmak için taş veya tuğladan küçük prizmalar şeklinde birbiri üzerine oturan bindirmeliklere verilen ada denir      

 

İNŞAATTAN SONRA BUYURUN CAMİYİİ GEZELİM

Camiler; Esas cami ve avludan oluşur. Yani iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, minber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir.

Avlu bölümü de iki bölümdür:

1-Dış avlu: Bu bölüme Harim denir.

2- İç avlu: Bu bölüme de Harem denir. Bu bölüm esas cami ile bitişik olup ortasında bir şadırvan ve de öğrencilerin ders gördüğü revaklar vardır.

 

1-Harim bölümü: Burası camiye ait duvarlarla çevrili Ağaçlı ve çimenli dış avludur.

Harim bölümü Cami avlularına yine en uyumlu şekilde ve mükemmel bir ahenkle ağaç dikilmesi ve çevrenin yeşillendirilmesi önemliydi. Ağaç ve çimlerle Bir parkı kıskandıracak şekilde tanzim edilirdi.

Harimin bu bölümüne Muhavvatada denir.

Harimin, caminin kıble tarafına gelen kısmına o devre göre saygıdeğer kişilerin mezarlarını bulunduğu bir bölüm vardır ki buraya hazire denir.

 

Hazire: Genelde Cami, medrese binasının bahçesinde yer alan, yaptıranın veya ilişkisi olanları caminin kıblesinde etrafı duvarla veya parmaklıklarla çevrili küçük bir mezarlıktır. Ayrıca arasta bölümüne de bu bölümden geçilir.

 

2 -Harem bölümü: Osmanlı camilerinde ortasında genellikle şadırvan bulunan iç avluya denir. Bu iç avlunun ortasında bol su akan havuz veya çevresi musluklu duvarlarla çevrilmiş abdest alma yerleri vardır. Buraya şadırvan denir. Resimde, dört minarenin arasında kalan bölüm

 

Revak: Üstü örtülü, önü açık galeri ya da kemer altlarına denir. Revakların genellikle ön yüz

Kemerli ve açık, arkası duvarlı, üstü tonoz, kubbe veya düz tavanla örtülüdür.

Diğer adıyla sundurma: Önünde kemerlerle bağlı bir sıra sütun ya da ayağın yer aldığı arkası bir duvarla Çevrili üzeri kubbe ya da tonozla örtülü galeri.

Şadırvan: bulunan avluya harem-i şerifte denir. Caminin iç avlusunda cemaatin abdest alması için yapılmıştır. Şadırvanların camilerin iç avlularına yapılan üstü açık veya kapalı şekilleri vardır. Osmanlı mimarisinde, daha çok kervansaray ve medrese yapılarıyla Cami şadırvanlarında revaklar görülür.

 

Tuvalet: Avluda yer alan eski taşlı ve yeni taşlı tek veya birçok bölümlü ayakyolu vardır.

Galeri: Üstü kapalı uzun koridor

Sertak: Revak kemerinin kapıya rastlayan orta bölümü daha geniş ve kemeri de daha yüksek olur ki, buna sertak denir.

Taç kapı: Büyük bir yapının ana girişinde yer alan, zengin biçimde süslenmiş anıtsal girişine denir. Taç kapı ’ya “Portal ”de denir.

 

3 - Sahin: Camilerde ibadet için ayrılmış bölümdür. Bir sahında, ortadaki büyük kısma “ana sahın” ya da “Kubbealtı sahnı”; yan kısımlara “sağ ve sol sahınlar”, arka kısma da “arka sahın” ismi verilir.

 

Askı Topu: Camilerde kubbelerden aşağıya süs olarak sarkan zincirler ve kandilliklerle veya yumurta biçiminde, ucu püsküllü çini veya ahşap toplara verilen addır. Askı topuna “Süs askısı ”adı da verilir. Yukarıdaki resimde görülüyor

Kıble Duvarı: Camilerde mihrabın bulunduğu, kıble yönüne bakan duvara denir.

Kıble duvarının diğer bir ismi de “mihrap duvarıdır.”

 

 

Kavsara: Mihrap ve kapı girişlerinin üzerinde yarım kubbe gibi olan yerlere denir.

Mihrap: Camilerin kıble duvarında bulunan ve imamın namaz kıldırırken durması için ayrılmış girintili kısma denir. Mihrap, camilerde ilk kez 8. yüzyılda uygulanmaya başlamıştır. Şam’daki Ümeyye camisinin dört mihrabı var. Dört mezhebe göre ayarlanmış

Minber: Camilerde hatibin yarısına kadar çıkıp hutbe okuduğu, merdiveni ve üstü külahlı bir sahanlığı olan cami elemanıdır. Minberler eski camilerde ahşap veya taştan yapılırlar ve korkulukları bir dantel gibi işlenirdi. Minberler, mescitlerde bulunmayan dini mimari öğeleridir. Yine Ümeyye camisinde dört mezhebe göre yapılmış dört minberi var

 

Vaaz Kürsüsü: Camilerde genelde sol kısımda yer alan vaizlerin vaaz verdikleri kürsüye denir.

 

Revzen: Bir çeşit alçı penceredir. Camilerde genellikle pencerelerin iç ve dış yüzlerine birer revzen yerleştirilir. Bunlardan içeriye yapılan nakışlı ve renkli camlarla süslü olanlarına “içlik”, normal camlı olan dıştakine ise “dışlık” adı verilir.

Müezzin Mahfili: Namaz esnasında, müezzinlerin imamın tekbirlerini arka saflara işittirmek için tekrarladıkları yere denir. Bunlardan bazıları zeminden birkaç karış kadar yüksek bir sofa halinde, bazıları da 2-3 metre yüksekte olup, kâgir olanları mermer ayaklar üzerine, ahşap olanlar da ahşap direkler üzerine oturtulmuşlardır.

 

Fevkaniye: Osmanlı camilerinde ana mekânın çevresinde yer alan galeri niteliğindeki katlara denir. Bunların bir kesimi Hünkâr Mahfili olarak kullanılabildiği gibi, kadınların namaz kılmasına da ayrılabilir. En üst tabaka kubbe eteğini izler. Burası ancak tek kişinin dolaşabileceği nitelikte bir şerittir.

Fevkaniyeler in diğer bir ismi de “Tabakadır.

Maksure: Camilerde padişahların namaz kılmalarına ayrılmış, özel kapısı ve merdiveni olan yüksekçe yer.

 

Hünkâr Dairesi: Büyük camilerde padişahın abdest almasına ve dinlenmesine ayrılmış küçük yapıdır.

Hünkâr Mahfili: Osmanlı camilerinde padişahların namaz kılmaları için ayrılmış özel kapısı ve merdiveni olan parmaklıklı yüksekçe yere denir. Hünkâr Mahfilleri tüm camilerde bulunmayıp, genelde padişahın namaz kıldığı camilerde yapılmışlardır.

 

 

Kadınlar Mahfili: Kadınların namaz kılmaları için ayrılmış genellikle caminin üst katında bulunan bölüme denir.

 

Mükebbire = (Me’zene): Ezan okunacak veya tekbir getirilecek yer manasına gelir. Camilerde imamın tekbirlerini cemaate tekrarlamak üzere son cemaat müezzinlerine ayrılmış yerdir. Müdebbireler, son cemaat yerinin camiye bitişik olan duvarına açılmış bir pencerenin, balkon gibi dışarı çıkan bölümünden ibarettir.

 

Eyvan: Üç yanı kapalı, bir tarafı bütün genişliği ile bir avluya açılan yarı açık, üzeri genellikle tonozla örtülü karşılama mekânıdır. Özellikle gölgenin ve esintinin çok değerli olduğu kuru sıcak iklimlerde inşa edilmiştir. 2-7 yy da Sasaniler zamanında çıktı. Selçuklular zamanında olgun biçimini aldı. Köyümdeki caminin eyvanı, yazlık bölümü olarak kullanılıyor

 

Yukarıda resimde görülen köyümdeki tarihi cami olup mimar, iç avluya doğrudan girilecek bir kapı yapmayıp dört basamaklı bir merdivenle minarenin altından camiye giriş vermiş. Minarenin altındaki koridoru geçince tekrar dört basamakla iç avluya iniliyor. Dünyada bir emsali yoktur diyor sanat tarihçileri. Yorum şöyle: Her basamak on yılı işaret ediyor. Koridor da on yıl, arkasından iniş başlıyor. Camiden çıkışta da aynı ikazı yapıyor merdivenler. Yani cemaate yaşamın evrelerini göstererek ikaz ediyor. Az yaşa uz yaşa ahirinin ölüm olduğunu söylüyor tabii anlayanlara.             

 

Son Cemaat Yeri: Osmanlı camilerinde “sahın” denilen asıl namaz kılma alanına avludan girilen kapının iki yanında kalıp, avluya bakan revak altı mekânıdır. Zemini avlu döşemesinden yarım metre kadar yüksektedir. Bazı Son Cemaat Yerlerinde ayrıca bir de mihrabiye bulunur.

Mihrabiye: Bazı camilerde son cemaat yerlerinde, dışarıda, namaz kılacaklar için kıbleyi göstermek üzere bulunan bir ya da birkaç tane küçük mihrap nişine/nişlerine verilen ad.

Niş: Kendinden geniş bir mekâna açılan ve duvara oyulmuş, üstü kemerli ve mukarnaslı girinti veya hücre. Eskiden evlerdeki ocakları yanında kibrit koyacak duvardaki girinti

 

Mukarnas: Düşey bir yüzeyden üzerinde bulunan daha taşkın bir yüzeye geçmek ve ona bindirmedik görevi yapmak için taş veya tuğladan küçük prizmalar şeklinde birbiri üzerine oturan bindirmeliklere verilen ada denir      

 

Minare: minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde bulunur. Camilerde, minare zorunlu bir yapı parçası değildir. İstanbul’daki cami minarelerinin birçoğunda, her şerefeye ayrı bir kapıdan çıkıldığı halde, çıkanlar, birbirlerini görmezler. Ayrıca, Sultan Ahmet camisinin minarelerinde toplam on altı şerefe var. Bu sayı da Sultan Ahmet’in on altıncı padişah olduğunun işaretidir. Minarelerin en alt kısmından başlamak üzere şu kısımlardan meydana gelir.

Kürsü: En altta minarenin kaidesi olan kısım bulunur. Bu kısma Kürsü denir.

Pabuç veya küp: minarenin kare ve geniş satıhlı poligonal kaide planından geçişi sağlayan bölümdür.

Gövde bölümü: Pabuçtan şerefeye kadar olan bölümdür

Şerefe: Gövdeden sonra gelen süslü kısımdır. Şerefelerin korkulukları minarelerin inşa

Edildikleri devrin özelliklerini anlatması bakımından mühimdir. Namaza çağrıyı bildirmek ve sala okumak için inşa edilmiş, ana yapıdan, yüksek olarak tasarlanan minarelerin, içindeki merdivenle şerefe denen yere çıkılır.

İstinare(Güzel, etkili, alışılmamış söz söylemek.)denilen şekilde dönerek burada ezan okunur. Gerçekte mikrofonsuz okunması gerekirken, şimdi müezzinler, gün boyu çok yoruldukları için mikrofonla okumayı yeğliyorlar.

Petek: Gövdenin devamı olan gittikçe daralan kısım.

Külah: minarenin konik çatısı Kurşundan yapılan külahlar, minarelerin en çabuk eskiyen yerlerdir. Bu sebeple zamanla değiştirip yenisi yapılır. Yani külahlar minarelerin orijinal olmayan kısımlarıdır.

Âlem: Üstündeki hilale de mahçe ismi verilir. Minare ve kubbe tepelerindeki madeni tepelik hilal, lale, yaprak, Ay yıldız şeklindedir  

Mahya: Damın iki meyilli yerinin birleştiği yere yani sırtın kirişine denildiği gibi, İki minare arasına çekilen ışıklı yazıya da mahya denir.

Medrese: Arapça ders kökünden geliyor. Ders verilen yer anlamına gelir. Nizam’ül mülk tarafından Sünniliğin yayılması için kurulmuştur. Osmanlıda üniversite dengi sayılabilecek öğretim kurumlarına verilen ad.

 

Tekke: Tarikat etkinliklerin yürütüldüğü yerlere denir. Tekke gâh veya dergâh olarak ta anılır.

 

Zaviye: Han, kervansaray, derbent olmayan yerlerde yolcuların konaklama ihtiyacını karşılamak için kurulurdu. Tekkenin küçüğüne de denir.

 

Asitane: asitaneler çoğunlukla tarikat kurucularının türbelerinin bulunduğu mekânlar olarak, pîr makamı, huzur u pîr, pîr evi gibi sıfatlara haizdir.

 

Müderris: Hoca

İmam: Cemaate namaz kıldıran kimse; kimi küçük İslam devletlerinde devlet başkanı,

Müslümanlıkta mezhep kuran kimse; en önde bulunan, önderdir. Hz. Muhammet’ten sonra onun vekilliği görevini üzerine alan halifelerin sanı.

Vaiz: Cami, mescit vb. yerlerde öğüt niteliğinde dinî konuşmalar yapan kimse, öğütçü Dinsel öğütlerde bulunan (kimse).

Hatip: Camilerde hutbe okuyan hocaya (kişiye) denir.

Müftü: İl ve ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan, fetva verebilen görevli. Sadece ilahiyat mezunları müftü olabilir. Müftünün İslami bilimler yönünden kendini geliştirmiş olması gerekir.

Arapça kökenli müftü sözcüğünün sözlük anlamı fetva veren, şer'i meselelere dair sorulan soruları cevaplandıran kişidir. Mastarı itfa sözcüğüdür. İtfa, şer'i bir mesele hakkında cevap vermek demektir.

İstilâhta ise müftî, müçtehit demektir.

Müçtehit: Kur’an-ı Kerim'den ve Hadis-i şeriflerden dini hüküm çıkarabilme kudretine haiz bulunan kimsedir.

Müftü: Şeyhülislâm tabirinin yayılmasından önce ilmiye mesleğinde kullanılan üç tabirden biridir. Diğerleri de Kadı ve müderristir.

Müezzin: Camilerde ezan okuyan, sala getiren, namazlarda selam ve tesbih dualarını okuyan kişidir. Müezzinlik makamı, İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah zamanından beri vardır. İlk müezzin Bilal-i Habeşi'dir. Cemaatten herkes müezzin olabilir. Müezzin olacak kişinin Kuran-ı Kerim okuyabilmesi ve güzel sesli olması genel olarak kabul edilir. Müezzinler, Türk camilerinde, Türk Devleti tarafından devlet memuru kadrosu ile atansalar da, namaza başlamadan önce cemaatten bir kişi müezzin olabilir. Genelde küçük camilerde böyledir. Müezzin imamın olmadığı zaman imamete geçer.

Müezzin, ezan okurken kıbleye döner. İbadet sırasında, müezzin bazı camilerde bulunan, adına müezzin mahfili denilen özel bir platform üzerinde bulunur.

Müezzin, namaz aralarındaki duaları buradan sesli bir şekilde okur. Güzel sesin önemli olduğu müezzinlik, zamanla sanatlaşmıştır. Ezanın makam ile okunması, müezzinlerin güzel sesli olmaları gerektiği düşünülmesi, müezzinliği sanat haline getirmiştir.

EKLENTİLERİNE GELİNCE

Arasta: Çarşılarda aynı ürünü satan dükkânların bulunduğu bölüme verilen ad. Külliyelerde sıklıkla yer alan arastalar, geçmişte geliri külliyenin içindeki camiye vakfedilen tek tip dükkânlardan oluşurken, günümüzde çoğu turistik olmak üzere çeşitli ürünler satan ve kira geliri hariç camilere gelir bırakmayan çeşitli dükkânlardan oluşur. Dükkânların her birinin ayrı kapısı yoktur. Sabah ve akşam birlikte açılır ve kapanırlar.

 

Edirne Selimiye külliyesindeki turistik eşya satan arasta ve Kırklareli’ndeki Hızır bey Külliyesindeki tuhafiyecilerin bulunduğu arastalar halen faaliyetini sürdüren arastalara örnek verilebilir.

 

Külliye: Belli bir merkezi yapı ve onu kuşatan ama ona bağımlı yapılardan oluşan mimari model. Burada merkez camidir Cami ile birlikte medrese, imaret, türbe, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, çarşı, okul, hastane, tekke, zaviye binalarından oluşan yapılar topluluğu.

İmaret: Bir külliyenin bütününe imaret dendiği gibi külliyeyi oluşturan cami, medrese, kütüphane öğelere de teker teker imaret denir. Ayrıca aşevi anlamında kullanılır. Aşevi olarak mutfak, kiler, ambar, fırın, yemekhane bölümleri bulunur

Bedesten: Eskiden kıymetli malların alınıp satıldığı eşit büyüklerdeki kubbelerle örtülü, kalın taş duvarlı demir kapılı, geceleri bekçilerle beklenen bir çeşit kapalı çarşı

 

Tabhane: Misafirhane. Dini yapıların bir bölümü olup, özellikle gezici dervişlerin misafir edildiği odadır. Evsizlerin, yoksulların barındığı Osmanlı dönemi hayır kurumlarından olup daha doğrusu misafirhaneye denirdi.

Gerçekte camilerimizi yirmi dört saat açık koyarak yersiz yurtsuzların barınmasının sağlanması gerekirken gündüz gözü ile namaz kılanların ayakkabılarını çaldıklarından, camiler açık bırakılsa camiyi de çalacak dinde piyade imanda yaya olan namussuzlar olduğundan bu dini mekânlarımız bu hizmeti veremiyor.

 

Gasilhane: Cenaze yıkamak için ayrılan yer. Ortasında teneşir tahtası su araçları, yıkayıcı elbisesi, çizmesi, önlüğü, tabut, tabut için yeşil örtü bulunur. Ölü yıkayıcılarına Gassal denir 

 

Musalla Taşı: Camilerin yanında, üzerine cenaze konulan ve önünde cenaze namazı kılınan masa biçimindeki taş sekiye denir. Musalla Taşı, Osmanlı camilerinde genelde caminin sağında yer alır.

 

Not: Bu yazı Ansiklopedi, facebook ve internetten temin edilen bilgiler ışığında hazırlanmıştır.

 

 

HOŞÇA KALIN

YORUMLAR  (Toplam 1 yorum)

  • Dursun YILMAZ  (01.09.2014 11:04:22)

    Hocam emeğine sağlık.Şayet vaktiniz olursa ilkokuldan başlayarak üniversite dahil birazda okullarımızdan bahsediverin.

  • Yorum yazın!
     1250 karakter yazabilirsiniz
    Sağdaki kodu buraya yazın! 

    Yazarın son yazıları

    Yazarın TÜM YAZILARI

    Karamanlı Mahallesi Parkalan Sokak No:11 Bolu   Tel: 215 5 000   Faks: 215 0 666

    Tasarım ve Programlama: Piskevit