• resmi ilanlar
Fevzi Saçlı

OKU

17.05.2014 00:00:01

Bir gün tv seyrederken dikkatimi çeken bir olay oldu. Hayvanat bahçesindeki bir maymunun yavrusu ölmüş. Üç gündür bütün bakıcıların uğraşmasına rağmen ölü yavruyu maymunun elinden alamıyorlardı.

İnanın bu olay önce dikkatimi çekti. Fakat zaman ilerleyince beni düşündürmeye başladı. Hem de uzun zamandan beride düşündürüyor.

Bizleri düşündüm. Annemiz bizi doğuruyor. Büyütüyor. Zamanı gelince evleniyoruz. Ve de geçim dolayısıyla onlarla yollarımız ayrılıyor. Memleketimizin farklı farklı yerlerinde ikamet etmemize rağmen Ana babamızdan birinin vefatı dolayısıyla adeta dünyamız yıkılıyor. Hani onlarla ekonomik bağlarımız falan kalmamıştı.

Ana babamızla bir ilişkimiz kalmamasına rağmen bizi perişan eden bu bağın ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Hele de analardaki o bağı koparacak bir güç düşünebilir misiniz?

Babamın halasının oğlu vardı. Anasına ve babasına yapmadığı kalmamıştı. Anasının iki gözü de ama idi. O denli canlarını yakmıştı ki yaptığının boyutunu siz tahmin edin. Hiçbir ananın evladına kıyıp da yapamayacağı bir şekilde beddua edip hakkını haram etmişti.

Aradan çok geçmeden oğlu bir trafik kazasında hayatını kaybedince o halamızın feryadı figanı sade kendini değil cenaze için yaziyeye gelenleri de yaktı adeta. Aman yarabbi ne ağıtlar ne ağıtlar. Yaptığı beddudaları geri almakla kalmadı. Hakkını helal ediyordu durmadan.

Bu acıya uzun süre dayanamayıp kendisi de oğlunun peşinden gitti.

Aman yarabbim bu ne biçim bir bağdır? Bu bağ tarif edilebilir mi? Hele de analar açısından. Bunun en güzel ifadesini anamın şu cümlesinde buluyorum. “ Yavrum, Allah kapımdaki iti mi de ana etmesin” derdi.

Elbette babalar da yanar. Ama onlar üzüntülerini nispeten gizlerler.

Yüce rabbimin, ana baba evlat arasına koymuş olduğu bu bağın kelimelerle tarifi mümkün mü?

Bu durum Yüce rabbimin elle tutulup gözle görülmeyen bir hikmetiydi. Şimdide gözle görülüp elle tutulabilir hikmetlerine bir göz atalım.

Narı düşünün. İçindeki dizilişi göz önüne getirin bakalım. O bölümler arasındaki en kaliteli kağıttan daha zarif sarı bölmeler. Ve de tüm narlar da ekşilik tatlılık mayhoşluk hariç aynı plana göre yapılmış. Bu da gösteriyor ki tüm narların mimarı aynı.

Zeytini düşünün bir kere. Malumunuz en uzun ömürlü bir ağaç olan zeytin bin sene yaşayabilir. Bu süre içinde de devamlı zeytin meyvesini verir. Peki bu ağacın altında zeytin yağı deposu mu var? Böyle bir şey olmadığına göre topraktan aldığı su ve diğer materyallarla kendi hayatını idame ettirirken diğer yandan da yağlı ürünü olan zeytini veriyor. Vermiş olduğu meyvesi aynı zamanda neslinin devamını sağlayan tohumdur. Zeytinin topraktan aldığı materyallarla güneş ışığını verelim bakalım. Zeytin meyvesini üretebilir mi, zeytini ilmen izah edenler? Projelendiren güzel projelendirmiş demeye dilleri varmıyor bir türlü.

Gelelim cevize; Aman yarabbi o ne muhteşem ambalaj. Kelimelerle tarifi mümkün değil. Bu ağaçta zeytin gibi, bir yandan kendi hayatını idame ettirmeye çalışırken diğer yandan da diğer canlı yaratıklar gibi neslinin devamını sağlamak için kendine göre kendinin devamını sağlayan tohum, bize göreyse mükemmel bir meyve olan ceviz meyvesini verir. Dış kabuğu tahta gibi olmasına rağmen onun içini, ne gibi bir işleme tabi tutmuşta pasta gibi bir maddeyle doldurmuş.

Fındık da aynı şekilde topraktan aldığı su ve diğer materyelleri güneş ışıgı ile muameleye tabi tutarak dışını resmen odundan yaparken içini tam aksine oldukça yağlı nefis bir yiyecekle dolduruyor. Ve de bu ürün aynı zamanda tohum oluyor. İşte ben bu meyveleri bana sunan, meyveyi imal etmek üzere projelendiren ve de üretimini sağlayan o mühendise tapıyorum.

Hele şu karpuza bakın. Dıştan içe doğru yeşil beyaz ve kırmızı renkler içeren bu yapıyı yapan yeşil ve beyaz kısımlarına tat vemezken kırmızı olan bölüm tatlandırılmış. Bu renkleri ve bunların tat sınırlarını ne kadar da güzel ayarlamış, ayarlayan. Peki çekirdeklerine ne demeli? Kırmızı olan iç kısmı lokum gibi iken odun gibi olan o çekirdekleri nasılda yerleştirmiş kırmızı bölümün içine?

Biz insanların bilgileri hep yüzeysel kalıyor. Yaratıcının izin verdiği kadar sırlarını öğrenebiliyoruz.  Örneğin:

Bir karpuzu dıştan görülen dilim yerleri işaretleri düşey şekilde durdurduktan sonra Parmak uçlarınızı tam tersine, yani yatay bir şekilde karpuzun üzerinde gezdirdiğinizde, olgunlaşmış karpuz, o dış kabukta görülen dilim yerlerinin içeri çökmüş olduğunu hissedersiniz. Şayet karpuz olgunlaşmamışsa yani ham ise dış yüzeyin dümdüz olduğunu fark edersiniz.

Yüce yaradan her şeyin anahtarını vermiş. Ama bu anahtarı, onun ilk emrini bile yerine getirmeyen bizlerin, onun talimatına uymasını beklemek boş bir hayal olmaz mı?

 

HOŞÇA KALIN

İlk yorum yapan siz olun!
 1250 karakter yazabilirsiniz
Sağdaki kodu buraya yazın! 

Yazarın son yazıları

Yazarın TÜM YAZILARI
Vefat edenler

KÖŞE YAZILARI

TÜM YAZARLAR

EN ÇOK OKUNANLAR

Site içi arama

Tabaklar Mah. Cumhuriyet Cad. İnci İş Merkezi No: 32 / 32 Bolu   Tel:   Faks:

Tasarım ve Programlama: Piskevit