• resmi ilanlar

Mesaj Defteri

Mesaj yaz
  • BAHÇELİEVLER MAH.MUHTARLIĞI28.05.2009 00:00:00

    ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞINA VERDİĞİ ZARARLARDAN DOLAYI YERLEŞİM ALANLARI DIŞINDA KURULMASI İÇİN YAPTIĞIMIZ TOPLANTIYA VERDİĞİNİZ DESTEKTEN DOLAYI ,MAHALLEMİZ SAKİNLERİMİZ ADINA TEŞEKKÜR EDİYORUZ.
  • VATANDAŞ28.05.2009 00:00:00

    ANCAK BİZDE OLUR... > >  Dünyada hiçbir yerde:)) Yeryüzünde > insanlar ya sigara > > içerler ya da içmezler. İçenler, sigaralarını > çakmak ya da kibritle > > yakarlar Ve bunların bir kısmı da kanserden ölür. > Ama.... > > > > dünyada demir çelik haddehanesinde çalışan > hiçbir işçinin, > > sigarasını yakmak amacıyla 600 tonluk pres > makinesinin arasından > > emekleyerek geçip 2450 santigrat sıcaklığındaki > fırına ulaşmaya çalışırken > > can verdiği görülmemiştir. > > > > Türkiye’de görülmüştür. > > Karabük’te. > > > > > > Bütün dünyada haşarat, özellikle sivrisinek > vardır, buralarda da > > sinek ilacı kullanılır. Ama sivrisinek yutup da > midesine kaçan sineği > > öldürmek üzere ağzına Shelltox sıkmak suretiyle > zehirlenip ölen, > > Türkiye’dedir. > > İstanbul, Sultanbeyli. > > > > > > Dünyanın her yerinde insanlar berbere gidip tıraş > olurlar ama > > hiçbir Berber, rahatlatmak amacıyla müşterinin > kafasını sağa sola > > kanırtırken adamın boynunu kırıp onu > öldürmemiştir. Türkiye’de > > öldürmüştür. > > Erzurum’da. > > > > > > > > > > Örneğin, bir bankamatikten para çekmek için > düğmeye bastığınızda > > elektrik çarpmaz ve ölmezsiniz... > > Türkiye’de ölürsünüz. > > Bozcaada > > > > > > > > Örnegin, hiçbir yerde, otoyolda giderken radyoda > duydugu göbek > > havası eşliğinde göbek atmak için arabayı > ’sağ şeride çeken’ ve az sonra > > da arkadan gelen arabanın çarpması Sonucu Ölen > bilinmez. Türkiye’de > > bilinir. > > Adapazarı. > > > > > > Nüfus sayım günü sokağa çıkma yasağı > nedeniyle bomboş otoyolda > > (Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur ve > olamaz) Sayım görevlisi > > ’bariyerlere’ çarpıp ölmez.Burada Ölür. > > Gebze. > > > > > > Aynı işyerinde biri gece, biri de gündüz > vardiyasında çalışmakta > > olan Ve Her ikisi de ’mobilet’ kullanan bir > baba-oğul, birisi işten çıkıp > > eve Gider, öteki evden ise gelirken bir Kavşakta > karsılaşmazlar ve > > birbirlerine selam vermek için ellerini Kaldırınca > çarpışıp her ikisi de > > ölmezler. > > Konya. > > > > > > > > Marangoz atölyesinde çalışan işçiler paydosta > üzerlerindeki > > talaşları Temizlemek için birbirlerine > ’kompresör’ Tutarlarken, biri > > ötekine şaka yapmak için kompresörü onun > arkasına yöneltmez, öteki de > > ’şaka öyle olmaz böyle olur’ diye aynı > kompresörü alıp berikinin makadına > > sokmaz ve adam bağırsakları patlayarak ölmez. > > İstanbul, Ayazağa. > > > > > > > > Gemi mühendisi kazanı kontrol etmek için kazana > girdiğinde biri > > gelip Kazanın kapağını kapatmaz ve Sonra > > da gemi yola çıkmaz. > > Kocaeli, Dilovası. > > > > > > > > Bir adam ayakkabısının içine kaçan taştan > kurtulmak için elektrik > > direğine yaslanıp ayakkabısını çıkarıp > silkelediğinde, yoldan geçen bir > > başkası onu elektrik çarptığını sanmaz ve > elektrikle bağlantısını kesmek > > amacıyla kafasına kürekle vurarak onu öldürmez. > > Rize. > > > > > > > > Dünyanın hiçbir şehrinde, ’Buralarda bir > pideci varmış, ne tarafta > > acaba?’ sorusuna > > ’Kıymalı mı, peynirli mi?’ diye cevap > verilmez...
  • Atatürk Gençliği27.05.2009 00:00:00

    Yürü be Sayın Valim kim tutar seni?. Valla bizim vali ömür adam. Şahsi internet sitesinde ne güzel anlatmış şu koli basili ve belediye başkanı hikâyesini. Hele hele demez mi birde ? Devlet büyüktür ve gerekenler derhal yapılacaktır.?diye. Gülmekten yıkıldım. Adama sorarlar çok önemli çok değerli Sayın Valim Bolu halka 6 yıldan beri kireçli ve pis kokulu suyu içmek zorunda bırakan - kilolu basile- belediye başkanına hesap sordun mu? Ben söyleyeyim HAYIR!!! Şöyle bir gün alın elinize çayınızı bi düşünün Bolu için ben neler yapmışım diye. Hatta yine siteye girin yazın bakalım da biz de öğrenelim. Siz şimdi hatırlayamazsınız ben ipucu vereyim ilk önce bir Jip aldınız sonra Abant?a gidip sözde Abant Platformunu toplayıp Kürtçe açılış yaptınız. Sakın aklınıza yanlış bir şey gelmesin Sayın Valim, Canım Valim, benim Kürtçeyle bir sorunum yok sizin gibi Kürt Faşizmi yapanlarla sorunum var. Sonra neler oldu hatırlıyor musunuz? Abant Çalışanları Derneğiyle ortaklaşa bu ülkenin Ali Kemalleri(bilmeyenler için hatırlatalım Milli Mücadeleye karşı olan hatta ve hatta ermeni yanlısı yazılar yazdığın için Artin Kemal olarakta bilinen ?Gazeteci? ) gazetecilere ödül verdiniz. Yazımın başında da dediğim gibi gerçektende bizim vali ömür adam hatta kısaca Bolunun Cem Yılmazı diyebiliriz. Bir de yazının sonunda ne yazmış Çok Müstesna Valim ?Çok şükür belediyelerimiz bu konularda artık daha bilinçli ve tedbirli, imkânları ise daha çok? Neden? Belediye Başkanlarının çoğu AKP?li diye mi? Yoksa satır arasına şöyle mi demek istiyor? Ey! Başbakan beni Bolu?ya atadığın için teşekkür ederim. Durmak Yok Yola Devam. Ama sakın ha sakın unutayım deme? Burası Bolu Beyine(yani sizin konumunuz da biri) karşı Köroğlu Destanının yazıldığı yer. Bize yeni destanlar yazdırma. Hadi kal bakalım sağlıcakla
  • arifemre27.05.2009 00:00:00

    :)) hüseyin aykanın yazılarını takip etmenizi tavsiye ederim... döktürmüş yine.. yazıya hitaben cevap veriyorum.. ’’hepimiz nankörüz’’... :))
  • selim ozubek27.05.2009 00:00:00

    Sayin Yetkili, Işın Erşen isimli Yazarınızın 2007 Senesinde yazdigi Ses getiren yazısina gönülden katılıyorum. Asagidaki yazi TÜRKSOLU isimli gazetede yayinlanmisti. Aynı tepkileri bu gazetede görmüstü ama Türk Halkı herşeyin farkında. Aşağıdaki yazilari Isın Beye iletirseniz cok sevinirim. Saygılar Türk oğlu, Türk kızı Türklüğünü koru! Kürt istilasının hareketli haritasını indirmek için: http://www.turksolu.org/kurt_istilasi_www_turksolu_org.zip u Başbakan, Apo?yu kurtarmaya çalışıyor Başbakan Erdoğan?ın ?Terör sorunundan bağımsız bir Kürt sorunu vardır? sözü, aslında tam da PKK?nın ne demek istediğinin iyi bir ifadesi. Eğer Kürt sorunu ile PKK sorununu, yani terör sorununu birbirinden ayırırsanız, meselenin nasıl ortaya çıktığı da ortadan kayboluverir. O halde hemen soralım; PKK?dan önce nasıl bir Kürt sorunu vardı? Bugün Türkiye?nin Kürt sorunu vardır diye tonlarca laf dökenlerin bu soruya verecekleri bir cevap yoktur, çünkü PKK?dan önce, en azından bir 50 yıl Kürt sorunu diye birşey yoktu bu ülkede. Kürt sorunu, PKK ile, yani terörle birlikte ortaya çıktı. Çünkü PKK terörü, varolduğunu iddia ettiği Kürt sorununu çözmek için başladı. O halde Başbakan ne demek istediğinin farkında mı? PKK teröründen bağımsız bir Kürt sorunu varsa ve siz bu sorunu PKK sorunundan ayırarak, demokratikleşme yolu ile çözeceğiz diyorsanız bunun ne anlama geldiğini de açık seçik ortaya koymalısınız. Bu şu anlama gelir: 1- Türkiye?de Kürtlere demokrasi tanınmamıştır. Bu nedenle Kürt sorunu bir demokratikleşme sorunudur. 2- Kürtler demokrasi istemektedir. 3- PKK, Kürtler demokrasi istediği için ortaya çıkmıştır. 4- PKK terör uygulamıştır ama bunu da demokratik hakların elde edilmesi için yapmıştır. 5- O halde PKK terörünü ortadan kaldırmanın yolu açıktır: Devlet teröre engel olmak için demokratikleşecek, PKK ise demokratikleşmenin önünü açmak için terörü bırakacaktır. 6- Böylelikle Demokratik Cumhuriyet?e gidilecektir. 7- Terörden vazgeçmiş bir terör örgütüne siyaset yolu açmak, onun bir daha teröre başvurmasına engel olacak bir yöntemdir. Bu nedenle PKK?ya siyasi af çıkarılacaktır. 8- PKK terörden vazgeçip siyaset yapacağına göre, PKK?ya bağlı militan güçleri yatıştırmak için bu örgütün elebaşısı da hapisten çıkarılabilir, yani Apo affedilebilir. 9- Böylelikle Türkiye gücünü kanıtlamış olur. Terör örgütünü terörden vazgeçirmiş olur! Başbakan?ın Türkiye?yi getireceği yer tam da burasıdır. Başbakan, çok açık bir şekilde PKK?yı siyasallaştırmaya ve Apo?yu hapisten çıkarmaya çalışmaktadır. Emperyalistler Sevr?i Kürtlere uygulattırıyor Cumhuriyet?ten bugüne Kürtler?in bir istila hareketi şeklinde gelişen nüfus hareketi yukarıda sağdaki haritada görülüyor. Kırmızı renkli bölgeler, Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerle göçtüğü ve nüfus yapısını kendi lehlerine değiştirdiği bölgeler. Bu haritayı emperyalistlerin Sevr haritası ile karşılaştırdığımızda aynı bölgelerin 80 yıl öncesinde de emperyalistler tarafından paylaşılan ve Türkiye?den kopartılan bölgeler olduğunu görürüz. Kısacası emperyalistler Sevr hayallerini Kürtlere gerçekleştirtmektedirler. Fakat görülen o ki Sevr?i yırtan Ankara merkezli Milli Mücadele?den ders alan emperyalistler bu defa Ankara?yı da es geçmemişler ve Kürtleri yoğun bir şekilde Ankara?ya göç ettiriyorlar. Kürt göçünün masum bir ekonomik ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünen gözlerin iki haritayı bir kez daha incelemelerini tavsiye ederiz. Devlet silah bırak demez, teslim ol der! Terörü engellemenin yolu eğer teröristin istediklerini yapmaksa, doğrusu Başbakan?ın yöntemi en iyi sonuç verecek yöntemdir. Tüm istediklerini yaptıran bir terör örgütü, bu noktadan sonra niye silahlı mücadele versin ki! Dünyanın her yerinde terörle mücadele, teröristle silahlı mücadeledir. Devlet, kendisine silah çeken teröristlerle savaşırsa devlet olarak kalabilir. Yok eğer kendine silah çeken örgütle silahlı mücadele etmiyor, onu ikna etmeye çalışıyor, onunla pazarlığa oturuyorsa, orada bir devletten değil ancak bir örgütten sözedilebilir. Şu an Başbakan Türkiye?yi tam da böyle bir durumun içine sokmuştur. Terör, elbette kendisine dayanak olacak belli toplumsal, ekonomik sorunları kullanır. Bunları kullanarak kendi terörünü meşrulaştırmaya çalışır. Bu durum elbette PKK açısından da geçerlidir. PKK da, kendi terörü için belli bazı gerekçeler ortaya sürmektedir. Başbakan ise, bu gerekçelerin doğru olduğunu kabul etmekte, devlet geçmişte hata yaptı demektedir. O halde, PKK sizin gözünüzde bir meşruiyet, haklılık kazanmış demektir. PKK ile anlaşamadığınız tek nokta, bu haklılığın ifadesi için seçilen yoldur. Şiddetten vazgeçen PKK, her şeyin çözümüdür. Kamuoyunda kendine aydın diyen PKK yardımcısı ve yatakçısı bir grubun PKK?ya ısrarlı ateşkes çağrılarının altında böylesi bir psikoloji oluşturma güdüsü vardır. PKK, silah bırakılmaya davet edilebilecek, yüce bir örgüt konumuna getirilmektedir. Oysa PKK silahlı bir örgüt değil terör örgütüdür. Ona en fazla, teslim ol çağrısı yapılabilir. Silah bırak, acziyetin göstergesidir. Nitekim teröristler bu çağrılardan sonra iyice şımarmaktadır. Tüm Türkiye?ye ve o PKK yatakçılarına da soralım a zaman: PKK silah bırakmazsa ne olur? Bundan kendileri mi zarar görür, Türk devleti mi! Elbette PKK. PKK zaten yirmi yıldır silah kullanıyor. Silah kullanmak PKK?nın kaybedeceği savaşa devam etmesi demektir. PKK?nın kaybetmesini ve bitmesini istemeyenler, sözde silah bırakma çağrısı ile PKK?yı kurtarmaya çalışmaktadırlar. Kimse Türkleri ve Türk devletini saf yerine koymaya kalkmasın. O halde biz de PKK?ya şöyle bir çağrı yapalım: Madem Kürtlerin demokratik haklara kavuşmasını istiyorsun, devlet demokrasinin önünde engel olarak seni görüyor, sen devlete teslim ol, devlet de demokratik hakları tanısın! Ama PKK?nın terörist elebaşıları, silahın kendi güvenceleri olduğunu söylemektedirler. O halde siz demek ki demokrasi için değil, kendi örgütsel varlığınızı korumak için çalışıyorsunuz. Bir de devletin, Türk ordusunun operasyonları durdurmasını istiyorsunuz. Ama bu komedi çok fazla bu haliyle devam edemez. Bunu Başbakan da anlayacaktır. PKK terörü, silahla bastırılacak, eşkıya gebertilecek ve sorun morun kalmayacaktır. Türk ordusunun da, Türk milletinin de buna misliyle gücü vardır. Görecekler... Kurtuluş Savaşı?nda savaşmayan Kürtler Türklerle nasıl savaştı... İsyan Tarih Bölge İsyancı Nasturi isyanı 28 Eylül 1924 Beytüşşebab 1.000 Raçkoyan-Reman 2 Ağustos/ 11 Ağustos1925 Siirt-Sason-Silvan 1.000 Şeyh Sait 15 Şubat/ 31 Mayıs 1925 Diyarbakır-Kulp- Bingöl 3.000 Koçuşağı 7 Ekim/ 30 Kasım 1926 Ovacık-Hozat- Çemişkezek 500 Bicar 7 Ekim/Kasım Hani-Lice-Kulp 2.500 Zeylan 4 Temmuz 1930 Tendürek-Erciş 1.000 1. Ağrı 16 Mayıs 1926 Ağrı 200 2. Ağrı 13/18 Eylül 1927 Ağrı 800 3. Ağrı 7/14 Eylül 1930 Ağrı 1.500 1. Tunceli 21 Mart/ 22 Ekim 1937 Tunceli 1.500 2. Tunceli 1 Haziran/ 7 Ağustos 1938 Tunceli 4.000 Toplam: 17.000 Gerçek sorun: Türklerin Kürtleşmesi Fakat buraya nasıl geldiğimizi sorgulamamız gerekmektedir. Türkiye bugün bir Kürt sorununu, hem de Başbakanın ağzından ortaya koyuyorsa, bir yerlerde yanlış yapıldı demektir. Bizce de bir Kürt sorunu vardır, o da Türklerin Kürtleşmesi sorunudur. Cumhuriyet?in ilanından bugüne, bir dönem ivme kaybetse de, Türkler Kürtleştirilmektedir. Tarihi olgular ve rakamlarla bu durumu ortaya koyalım. Cumhuriyet ilan edildikten dört yıl sonra 1927 yılında nüfus sayımı yapılır. O nüfus sayımında 11 milyonluk Türkiye?nin 1 milyonu Kürtçe konuşmaktadır. Kabaca Türkiye?nin %10?u Kürttür. Bu Kürt nüfusun, yani 1 milyonun yarısı Güneydoğu?da oturmaktadır, kalan yarısı ise tüm Türkiye?ye dağılmış durumdadır. Kürtlerin büyük çoğunluğu Güneydoğu?da yaşamaktadır ama Güneydoğu?nun bile %25?i Türktür. 1924 ile 1938 arasında 16 tne Kürt isyanı çıkar. 1930 Ağrı isyanı devleti çok uğraştırır. İsyan bastırılır ama bölgede yeni bir isyan beklenmektedir. 1932 yılından başlanarak Türk devleti bu mesele üzerine eğilir. Başbakan İsmet İnönü, 1935 yılında Doğu gezisine çıkar. Gezide tespit ettiklerini raporlaştırarak Atatürk?e sunar. Rapor?da bölgede Kürtlerin hızla çoğaldığı, Türk bölgelerin içine girip Türkleri zorla Kürtleştirdiği, Kürt hareketinin bir istila hareketi halini aldığı, bölgede Türk dayanak noktaları yaratılarak, bölgede hızla bir Türkleştirme seçeneğinin uygulanması önerilir. Gerçekten de 1927 yılından 1935?e gelindiğinde Güneydoğu?da 206 bin olan Türk nüfus, 228 bine çıkmış, buna karşın 543 bin olan Kürt nüfus 765 bine çıkmıştır. Bu doğum oranları arasındaki farkla açıklanamayacak bir olgudur. Kürtler Türklerin 10 katı artmıştır. Bununsa tek bir sebebi vardır, Türkçe konuşanlar dillerini yitirmekte, Kürtçe konuşmaya başlamakta ve yavaş yavaş Kürtleşmektedir. İşte devlet, Atatürk?ün başında olduğu devlet sorunu böyle ortaya koymuştur. Bu sorunun çözüm yolu olaraksa nüfus politikası önerilmiştir. Nüfus politikasının bir yanı, Güneydoğu?daki ağa ve şeyhlerin, Batıya iskanı ile bölgede yoğunluğun dağıtılmasıdır, diğer yanı ise özellikle mübadele ile gelen Türklerin bölgeye yerleştirilmesidir. Bu amaçla iskan kanunu çıkar. Belli ölçülerde sonuç alınır. Nitekim 1965 yılına gelindiğinde toplam nüfus içinde Kürtçe konuşanların oranı %6?ya kadar gerilemiştir. Fakat 1960?lı yıllarda hızlı sanayileşme ve kentleşme ile birlikte işler yeniden tersine dönmeye başlar. Kürtçülük bir akım olarak ortaya çıkar. Büyük şehirlere ve Batı?ya akan Kürtler hemen hemen tüm bölgelerde Türklerin içinde erimek ve kaynaşmak yerine, Türklerin içinde ayrı adacıklar oluşturmaya, zamanla Türkleri tehdit etmeye ve etkisiz hale getirmeye başlarlar. Vanlılar, Diyarbakırlılır, Muşlular vs. hemşehri dayanışması gibi başlayan örgütlenme, Kürt istilacılığının başlangıcını oluşturur. Bugün tüm Batı kentlerinde, Türk?ün kafasında bir kılıç gibi sallanan Kürt tehdidi işte budur. Tehdidin çok daha önemli bir boyutu ise kültüreldir. Kürtler, özellikle Doğu ve Güneydoğu?da Türk köylerini kuşatır ve Kürtleştirir. Zayıf Türk köyü dirençsizdir. Bunu bilen Kürtler, zor yoluyla Türk köylerini istila ederler. Devlet ise buna ancak seyirci kalır. Şehre gelen Kürt önce şehir hayatının çok dışındadır. O varoştaki zavallıdır. Türkler, memur ve işçi iken onlar ancak seyyar satıcıdır. Fakat şehirde kalma hakkı bulan Kürt derhal dayanışma grubunu oluşturur. Aynı şehirliler birbirine sırt çıkar. Böylece kentler, Kürt kabadayıların eline geçer. İş kabadayılıkla bitmez. Bu kaba güce dayanarak, ticaret sektörüne el atarlar. Türk, işçi ve memur olarak ancak sabit gelire talim ederken Kürt, inşaattan giyime, yemekten finansa tüm ekonomik alanlarda hızla sermaye birikimi yaratır. Böylece şehir Kürtleşmeye başlar. Kürt istilasında bir üçüncü yol ise Aleviler üzerinden etkileşimdir. Güneydoğu?nun Batıya açılan, Malatya, Erzincan, Sivas, Tokat, Maraş gibi Alevi yoğunluklu şehirlerde Kürtler Aleviler üzerinde hızla tesir ederler. Böylece geçiş bölgesinde de Kürtleşme yaşanır. Bugün Türkiye?nin hem köyleri, hem şehirleri, hem de geçiş bölgeleri Kürtleştirilmiştir. Böyle bir noktada ortada bir Kürt sorunu, hele hele demokratikleşme sorunu olmadığı açıktır. Sorun, Türk nüfusun baskı altına alınması ve eritilmesidir. O halde çözüm, Türk?ün Türklüğünü koruması olmalıdır. Türkoğlu Türklüğünü koru Bugün PKK terrü ile mücadelede en önemli nokta budur. PKK, Kürtleşmeden güç almaktadır. Türkler Türklüğünü korursa PKK zayıf düşecektir. Bu ise askeri değil toplumsal bir çözümü gerektirir. Türk, kendi sorununu kendisi çözecektir. Bunun için ilk başta yapılması gerekenlerse şunlardır. 1- Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK?ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir 2- Her Türk, Türkçe konuşmalıdır. Bunu da İstanbul şivesi ile konuşmalıdır. Dil varsa millet vardır. Ancak şehri istila eden Kürtler kendi dillerini hakim kılmaktadır. Bunlarla temas içinde Türkler de şivelerini bozmakta, Türkçe konuşsa bile adeta Kürt şivesiyle Türkçe konuşmaktadır. TV?lerdeki Kürt dizilerinin, Kürt müziğinin, her adım başı Kürtçe müzik çalan barların, kasetçilerin, minibüslerin ortasına düşen Türk ister istemez lisanını yitirmektedir. Buna direnmek için: Türk, Kürt dizisi izlemez. Kürtçe müzik dinlemez. Kürtçe müzik çalan barlara gitmez. Kürtçe konuşulan minibüse binmez. Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz. 3- Türk, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır. Yıllarca İstanbul?da Sivaslı, Erzincanlı, Malatyalı, Tokatlı Alevi kitlenin yarattığı köy ortamı, Kürtçülüğü güçlendirmiştir. Türk?ü saza mahkum eden köylü kafası, bugün şehirleri Kürt kültürüne teslim etmiştir. 4- Türkler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk?ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk?ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir. Yemek, kültür savaşının bir parçasıdır. Mc Donaldslar ne kadar tehlikeli ise Kürt mutfağı da o kadar tehlikelidir. Başka kültürlerin yemeklerini yiyen kültürler asimile olur. O nedenle Türk, Türk mutfağına sahip çıkmalı, başka şeyler yememelidir. 5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan?dan çıkartacak bir kurtarıcıdır. Not: 30 Ağustos Zafer Bayaramı dolayısıyla asılan afişlerde şu ifade vardı: Türk ordusunun kışlası milletinin yüreğidir! Çok doğru, Türk ordusu o zaman kışlana dön!
  • Raşit İşbilir27.05.2009 00:00:00

    ÖLÜME SAYGI 25.Mayıs.2009 Tarihinde Bolu gazetesinde köşe yazarı Ömer Sayın tarafından dile getirilen ve Türkan Saylan hakkında yalan yanlış bir şeyler anlatılmaya çalışılan makalenin daha birinci satırında ADD derneği genel başkanı diye başlayan (ÇYDD Genel başkanlığı yaptığı halde) ve içindeki kini kusan yazara bir iki satır yazı ile cevap vermek gerekmektedir sanırım. Kendini ülkesine ve insanlarına adamış, kalbi hepimizden büyük bir insandır. Onu bu derece aşağılayıcı tavırlarla eleştirmeden önce, en az onun kadar bu ülkeyi ve Anadolu insanını bilmeniz ve ardından da kimsenin kimseyi aşağılamaya hakkının olmadığı bilincine varmanız gerekmektedir. Hele de gereksiz kaynaklardan edindiğiniz eksik ve önyargılı bilgilerle böyle yorumlarda bulunmanız düpedüz densizliktir. Rahmetli Türkan Saylan için her söyleneni bu derece yalan ve yanlış anlamak - daha doğrusu anlamak istediğiniz gibi anlamak- da ayrı bir maharet işidir. Tebrik ediyorum. Onu eleştirmek için en az onun onda biri kadar bu ülkeye hizmet etmiş olmak gerekir, aksi halde, sormaz larmı adama, yapıcı olmak lazım, sen bugüne kadar hangi konuda yapıcı idin, ne ürettin, neyi geliştirdin bu ülkede? Ölen kişinin arkasından abuk sabuk yorumlar yaparak, ne kadar günahkar oldukları kanıtlayan bireylerin de bu ülkede yaşadığını varsayarak böyle bireylere rağmen bu ülkede hala güzel şeylerin olduğunu gösteren ve bu ülkenin şansı olan gösterilen insanlardan biriydi o, sadece bu yüzyılda değil ,yetiştirdiği ve eğitimine destek olan binlerce çocuğun adını diğer yüzyıllara da taşıyacağına eminim. Her büyük insan arkasında onun mirasına sahip çıkacak insanlar bırakır .O da onlardan biriydi .o nedenle içi huzur içinde bu dünyadan ayrıldı. Ayrıca ey şu temiz kalpli kadına kafir diyen, ey şu ölmeden önce bile neşeli olmayı başarabilen kadına cehenneme gider mi acaba düşüncesiyle bakan, ey şu senin elinin tersiyle ittiklerine yardıma koşan tatlı insana laf ederken içi yanmayan sözde müslüman; sana tek bir tavsiyem var, evet sadece bir tane. gözlerinin arkasında, kulaklarının arasında bir organ var ya. işte onu kullan. Sadece sana dinletilenleri veya bugüne kadar duyduklarını körü körüne savunma. Gözlerini aç, karşındakini duyma, karşındakini dinle. Biraz araştırma yapve hala vicdanın el veriyorsa gel o zaman kinini kus. Benim dinim; dedikoduyu yasaklardı, iftirayı yasaklardı, kalp kırmayı yasaklardı, yalanı dolanı yasaklardı. Bilmedikleri, görmedikleri, duymadıkları ile hareket etmeyi yasaklardı, ama karanlık beyinleriniz ve karanlık ruhlarınız ile sizler anca dinimin yasakladıklarını yapar, cennet cehennem tartışması içine girersiniz. Allahın işine bile karışıyorsunuz. İnsanları dil, din, ırk, cinsiyet ayırımına rezilce tabi tutuyorsunuz. Aferin aynen devam, sizleri görünce ben dinime daha bir bağlanıyorum. Nur içinde yat hocam, allah rahmet eylesin. ne olduğun, günahların, sevapların, sağın solun, beni ilgilendirmiyor, çabalarının savunucusu ve takipçisi olacağız ki içinde insan sevgisi olan, allah sevgisi olan, hayata mücadele ile değil eşit başlayan, hak hukuk bilen, beynini kullanabilen, ruhu olan evlatlar yetişsin diye. O ölümü de taşıyacak insandır, ama acaba ölüme saygı göstermeyenler üzerlerindeki insan sıfatını bundan sonra taşıyabilecekler midir?
  • Atatürk Gençliği25.05.2009 00:00:00

    Bolu Valisi Sayın Halil İbrahim Akpınar?ın www.ibrahimakpinar.com adresindeki şahsi sitesinden yaptığı açıklama ya ilişkin olarak karşı bir açıklama yapma gereği hissetim Sayın Valinin bu denli açıklamalarda bulunması Atatürk Gençliğini hayrete düşürmüştür. Bu açıklamayı talihsiz olarak kabul ediyorum. Bu toprakların bedeli şehit kanıyla ödenmiştir. Siz hangi bedelle satmayı düşünüyorsunuz. 1 cm toprak üç bin ila on iki bin senede oluşurken hangi vicdan bu toprakların satılmasına müsaade eder. Ekonomik kaynakların hepsini kullandık da şimdi toprak satışı mı kaldı? Ekonomik tedbir almaktan bile aciz hükümet şimdi kimlere topraklarımızı peşkeş çekiyor. Hala hafızalarımızdaki Mardin katliamı, toprak nedeniyle çıkmamış mıydı? Ayrıca bu topraklar için Kurtuluş Mücadelesi vermedik mi? Milyonlarca şehit kanı boşuna mı akıtıldı ve akıtılmaya devam ediliyor. Unutmayalım ki, İsrail böyle kuruldu. Amerika’da yaşayan Yahudiler Filistin topraklarında yan yana parçalar halinde toprak satın aldılar. Bu topraklar istedikleri büyüklüğe ulaşınca ’Burası İsrail’dir’ dediler ve bayraklarını çektiler. Vali bu ülkenin gençlerine 2?nci Kurtuluş Mücadelesini mi miras bırakıyor. Gerçekten de bir ilin Valisinin bu denli düşüncelere sahip olacağına inanmak istemiyorum. Kendisini söz de öğrenci kenti olan Bolu da barınma sıkıntısı çeken bir öğrenciyle aynı evi paylaşmaya davet ediyorum. Belki o zaman bir yabancıyla yaşamanın ne olduğunu kendileri anlarlar. Şayet yine ben düşüncelerimi anlatamamışsam bir ŞEHİT ANNESİYLE paylaşmasını öneriyorum. En güzel cevabı kendilerine vereceklerinden kuşkum yoktur
  • Serkan Tekin24.05.2009 00:00:00

    Belediye Başkan yardımcıları beklenen isimlerden oluştu. Bunların Bolu’ya faydalarının olup olmayacağını binlerce vatandaşımız gibi bende merak ediyorum. Dört Belediye Başkan Yardımcısı 120 bin nüfuslu bir il için fazla olduğunuda belirtmeden geçmemek lazım. Hayırlısını diliyoruz ama işin sonu pek hayırlı görünmüyor.
  • www.mengen.biz24.05.2009 00:00:00

    DEĞERLİ BOLU EXPRESS GAZETESİ OKUYUCULARI KOMŞU İLÇEMİZ MENGENDE AŞÇILIĞIN DİYARI YEŞİLİN MEMLEKETİ SLOGANIYLA YOLA ÇIKTIĞIMIZ www.mengen.biz SİTEMİZE HEPİNİZİ BEKLER TEŞEKKÜR EDERİZ...
  • Aziz Kaan24.05.2009 00:00:00

    Teknik Direktör Serhat Güller gitti ama bütün dertler bitti sanmayın. Şimdi önemli olan düzgün bir teknik adam bulup takımın başına getirmek. Yoksa gelen gideni aratabilir. Necip başkan’a bu hoca meselesini çok önemsemesini öneriyorum.
  • arifemre22.05.2009 00:00:00

    Aaaaaa!.. Harikaaa!.. RECEP Tayyip Erdoğan 10 Kasım için yazılı bir mesaj yayınladı. Altında imzası var. Şimdi Atatürk için sıraladığı övgüleri lütfen hep birlikte sıkılmadan okuyalım: ?Değerli bir asker, üstün nitelikli komutan, mümtaz bir devlet adamı. Muhteşem eseri olan Türkiye Cumhuriyeti ile bütün dünyanın hayranlığını kazandı. Atatürk’ün fikirleri aradan geçen yıllara rağmen geçerliğini korumaktadır. Türk milletine çağdaş uygarlık düzeyine yükselme yolunu açan, millet olma bilincine ulaşmasını sağlayan büyük devlet adamı Atatürk’ün çağdaş düşüncelere dayalı, gelişmeye ve yükselmeye ışık tutan görüşlerini içtenlikle benimseyerek uygulamak, milletimiz için vazgeçilmez ve değişmez bir ilkedir. Cumhuriyetimizin kurucusu, düşünce ve devrimleriyle geçtiğimiz yüzyıla yön veren dünya liderlerinden biri olan Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 66. yıldönümünde saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz.’ Bakın, ne güzel sözler söylemiş. Dün yaptığı konuşmada da Atatürk’ten övgülerle söz ediyordu: ?Atatürk herhangi bir ideolojiye dayanma gereği hissetmedi. Onun dünya görüşünün temeli akılcılıktır. Laiklik Cumhuriyetimizin temel ve birleştirici niteliğidir. Atatürk hep doğru tercihleri yapmıştır.’ Bunlar Recep Tayyip Erdoğan tarafından önceki gün ve dün söylenen sözler. Oh ne güzel! *** Şimdi aynı kişinin geçmişte bu konuda söylediklerine bakalım. Aynen kendi ağzından yazıyorum: ?Türkiye kendisine din olarak KEMALİZMİ almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla DİKTE ettirmiştir. Ne yazık ki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi BOŞA HARCANMIŞ bir zamandır. TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR GİBİ TEZLER YANLIŞTIR. Bütün bunlardan sonra Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm veya başkaca herhangi bir ideolojiye yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir... Çünkü insanlar böyle bir devleti istemiyor. 2000’li yılların dünyasında ve büyük dünya ailesinin bir birimi olan Türkiye’de artık Kemalizme yer yoktur. En üst belirleyici İSLAM’IN ilkeleridir. HER ŞEY ONA GÖRE BELİRLENİR. Sözlerinin sonraki bölümlerinde ise ?biz Türkiyeliler’ deyip duruyordu! *** Şimdi ortaya çıkan şu çelişkili tabloyu vatandaş kimliğimle doğrusu çok merak ediyorum. Karşımızda iki ayrı Recep Tayyip Erdoğan var! Ayrı demek hafif kaçar ve sözün anlamını tam vermez. Ortada ağzından çıkan sözler 180 derece farklı biriyle karşı karşıyayız! 1- Üzerinde devlet sorumluluğu yokken Kemalizm hakkında bol kepçe atıp tutan, yukarıdaki sözleri söyleyen, her şeyi İslam’ın ilkelerinin belirleyeceğini iddia edebilen biri. 2- Başbakan olduktan sonra yayınladığı mesajda ve yaptığı konuşmada ise Atatürk’e övgüler düzen adeta bir başkası. Kişi aynı da, fikirler epeyce farklı! Şaşırdım kaldım. Hangi Recep Tayyip Erdoğan’a inanalım! Vallahi çok merak ediyorum. Kafamda sorular oluşuyor; ama kendisinden yanıt gelmez ki! 1- Acaba sırtına devlet sorumluluğu binince bu konuda takıyye mi yapıyor? Yani aslında hiç değişmediği halde, vakvakları ürkütmemek adına kendisini değişmiş gibi mi göstermeye kalkışıyor? Ya da Atatürk’e övgü düzen sözleri sadece protokol gereği mi? 2- Yoksa Recep Tayyip Erdoğan gerçekten değişti mi? Dünkü ve önceki günkü sözlerinden sonra onun da geçmişine sünger çektiğini, artık resmen ?Kemalist’ ve ?Atatürkçü’ olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer bu konuda benim fikrimi soracak olursanız yanıtım kesindir: Bilemem ki! Siz en iyisi kendisine sorun. Mutlaka yanıt verir!.. Ve siz de Başbakanımızı daha iyi tanıma fırsatı bulursunuz! Yaaa, işte böyle! AKP iktidarı ile Doğan Grubu arasındaki kayıkçı kavgasını gülerek, neşemizi bularak izliyoruz! Evet, bunun adı dostlar alışverişte görsün misali, kayıkçı kavgasıdır. Yarın öbürgün biter, unutulur gider, Doğan Medya Grubu AKP iktidarına destek vermeyi, yıllardır olduğu gibi aynen sürdürür. Bu olaya şimdi kapışmış görünen iki taraf açısından bakmakta yarar görürüm. 1 - AKP iktidarı ve Recep Tayyip açısından: Bunlar 2002 yılında iktidar olduktan sonra, Doğan Grubu?nun inanılmaz desteğini gördüler. Ucuz döviz gerçeği, AB masalları, özelleştirme beklentileri vesaire!..AKP iktidarı en büyük desteği onlardan gördü. (Yüreklice eleştiri yazabilen az sayıdaki köşe yazarı arkadaşımı tenzih ederim.) Recep Bey mantığını ve belleğini herhalde yitirmedi. Doğan Grubu gazete ve televizyonlarının günümüz dahil geçmişte yaptığı yayınlara bir kez daha baksın. Kendisine ve iktidarına nasıl övgüler düzüldüğünü, nasıl göklere çıkarıldığını, hoşuna gitmeyecek haberlerin nasıl hasıraltı edilip çöpe atıldığını, ?Aman üzerimize gelmesinler? anlayışıyla özellikle kendisi, Maliye Bakanı ve TMSF için nasıl dokunulmazlık sağladıklarını anımsasın. Burada kendisine düşen görev, yatıp kalkıp Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök başta olmak üzere hepsine, son 5.5 yıl için dua ve teşekkür etmektir. Böyle bir ballı börek Türkiye?de hiçbir iktidara nasip olmamıştır. Şimdi kalkmış Doğan Grubu ile horoz dövüşü yapıyor, ağız dalaşına giriyor. Çok ayıp, çok!..O grup sıkmabaş tantanası bitince yine övgüler düzmeye başlayacak, devran yine eski devran olacak. Niçin?..Çünkü değil Doğan Grubu, hiçbir güç şu andaki tek parti iktidarını sürekli karşısına alamaz. O medya gruplarının bütün ipleri iktidarın elinde. İki yasa çıkarır, POAŞ olayında olduğu gibi üzerlerine birkaç müfettiş gönderir ve karşı tarafı yere serer. O nedenle, Recep Tayyip fazla heyecanlanmasın. Beş yılı aşkın süredir ilk kez Doğan Grubu ve Hürriyet kendisine karşı bir çıkış yaptı, onları hoşgörsün! Hiç kuşkusu olmasın, bu çıkış en kısa sürede sona erecek ve göstermelik muhalefet sona erecektir. X X X 2- Doğan Grubu ve Hürriyet açısından: Hürriyet?te iken Ertuğrul Özkök isimli arkadaş bana sürekli bastırırdı: ?Aman hükümetin üzerine fazla gitme, zor durumda kalırız.? Yazılarım bu doğrultuda makaslanırdı. ?Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi? kitabımda bunları ayrıntılı olarak anlattım. Ben hırsızlıktan, yolsuzluktan, ahlaksızlıktan kovulmadım. Ama bütün Hürriyet çalışanları ?köşe yazarları dahil- bunların tutumunu eleştirdikçe, Ertuğrul şu eklemeyi de yapıp ağızlara bir tutam bal çalardı: ?Merak etmeyin beyler, biz günün birinde bunlarla mutlaka papaz olacağız!? Eğer şimdi papaz oluyorlarsa, çok geç kaldılar. Atı alan Üsküdar?ı geçti. Bu iktidara 5.5 yıldan beri amansız destek verdiler. İktidarın hoşuna gitmeyecek haberleri kullanmadılar. Hürriyet?in ekonomi sayfalarına bakınız. Sürekli pembe tablolar çizilir, övgüler düzülür. Birinci sayfa ?eğer magazin değilse- yine öyledir. Korku dağları bürümüştür. Adam gibi bir manşeti ben Hürriyet?te ?AKP döneminde- sadece bir kez gördüm. Ulaştırma Bakanı bir gezide. Bakan dahil bütün erkekler topluca bir masada oturmuşlar...Ve yandaki masada Bakan Bey?in sıkmabaşlı karısı tek başına, gariban bir biçimde oturuyor. Bu fotoğraf bir mucize eseri olarak manşetten yayınlandığı gün Ertuğrul?u arayıp kutladım. ?İşte gazetecilik budur, ellerine sağlık? dedim. Ne yazık ki ikinci kez kutlama durumum olmadı! Üniversitede sıkmabaş konusunda olacakları bundan tam üç yıl önce, 8 Şubat 2005 tarihinde aynen görmüş ve yazmıştım. İsteyen arşive girip okuyabilir. Ben onları yazarken, şimdi birdenbire sıkmabaş karşıtı (!) kesiliveren Ertuğrul Özkök yazılarında ?türban üniversitelerde serbest olmalıdır? diye ve ısrarla yazıyordu. Aynı fikrini Meclis Komisyonu önünde de söylüyordu. İnanmayan açsın Komisyon tutanaklarını okusun. Peki şimdi ne oldu da bunlar kapıştı? Bu kayıkçı kavgasının nedenleri nedir? Üniversitede türbanın serbest bırakılmasını yıllardır savunan Ertuğrul niçin bir anda döndü? Bunun birkaç nedeni olabilir. Doğan Grubu hidayete erdi!..Çünkü okurlarından gazetelerine, izleyicilerinden televizyon kanallarına korkunç baskı ve tepki geliyor. CNN-Türk, Taha Akyol?un yönetiminde adeta bir iktidar televizyonu oldu. Hürriyet AKP?nin yayın organına dönüştü. Bunlar, özellikle Hürriyet?in okuyucu yapısının farkında değillerdi. Ya da farkındaydılar ama başka hesaplar yüzünden AKP iktidarına bu inanılmaz desteği veriyorlardı. Doğan Grubu Türk milletinden inanılmaz tepki alıyordu. ?Siz bu olanları görmüyor musunuz, siz neredesiniz, bu gidişe niçin karşı çıkmıyorsunuz? doğrultusunda binlerce mesaj yağıyordu. Doğan Grubu?nun patronu ve üst yönetimi protesto ediliyordu. Ertuğrul gazeteyi protesto eden Atatürkçü, laik, çağdaş kitleleri yazılarında ?azgın azınlık? olarak tanımlamaktan çekinmiyordu. Tepkilere verecek yanıtları yoktu. Üstelik Hürriyet?in satışı giderek azalıyordu. Son rakamlara göre 499 bin?e düştü. İşte bu ortamda oturup karar verdiler: ?Artık dönelim, biraz dişimizi gösterelim! Ama sadece sıkmabaşta! Böylece yeniden saygınlık (!) kazanalım, hem de satışımız artsın.? Ve döndüler. Ben Recep Tayyip?in yerinde olsam, şimdi onlarla kapışmak yerine Ertuğrul?a sorarım: ?Arkadaş yıllarca üniversitede türbanın serbest bırakılmasını savunan, bunu üç gün önce bile yazan sen değil miydin? Yoksa senin yazılarını sen uyurken başkaları mı yazıyor? İstedin, biz de senin isteğini yerine getirdik, serbest bıraktık.? AKP iktidarı kamuoyunda güç yitiriyor. Doğan Grubu bunu gördü ve sıkmabaştan üzerlerine gitmeye başladı. Ama geç kaldılar. Çok geç. Mertliğe yakışan, gücünün zirvesinde olanla kapışmaktır. Güçlü iken destek vermek, inişe geçince efelenmek kolaydır ve bunların yaptığı da budur. ?Efendim biz iktidarı her konuda destekleriz ama türbanda karşı çıkarız!? Günaydın! Bu nasıl gazetecilik anlayışıdır? Nasıl yurtseverliktir? Bunların kim olduğunu, amaçlarının ne olduğunu koskoca Doğan Grubu olarak siz bilmiyor muydunuz? Yeni mi öğreniyorsunuz? Fakat tekrar rica ediyorum, Recep Tayyip hiç endişe etmesin! Biz balık hafızalı toplumuz. Bu konu da yakında unutulur. Taaa ki sıkmabaşın bütün kamu kurumları, liseler ve ilköğretim okullarında da serbest kılınması gündeme gelene kadar Doğan Grubu ile yeniden el ele, kol kola verir ve onların her konuda desteğini almaya devam eder. Biz bu medyada ne atraksiyonlar, ne kıvırtmalar, ne cambazlar gördük. Bay Başbakan Doğan Grubu?nun hakkını sakın inkar etmesin, günaha girip çarpılır. Makam koltuğunda rahatça oturuyorsa, bugüne kadar dikensiz gül bahçesinde yaratılan yapay pembe cennetlerde yaşatıldıysa, iktidarının üzerine gelinmediyse, bunu ilk sırada Aydın Doğan-Ertuğrul Özkök ikilisine borçludur. Şimdi kürsülerden bindireceğine, yatıp kalkıp onlara dua ve teşekkür etsin.
  • arifemre22.05.2009 00:00:00

    Atatürk devrimlerinin, demokrasinin savunucusu, kardelenlerin yol göstericisi, çok değerli ve seçkin bilim insanı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Sn.Prof.Dr.Türkan Saylan?ı kaybetmiş olmaktan büyük üzüntü duymaktayız. Kendisine Allah?tan rahmet diler, ailesine, tüm sevenlerine, eğitim ve bilim dünyasına ve Türk halkına başsağlığı dileriz.
  • arifemre22.05.2009 00:00:00

    alaattin gün olmuyorki bir haksızlığa bir mazluma bulaşmasın.... şimdide büfelerdeki kola dolaplarına takmış :))) çok komik yaaaa... hoca hocaaa... sen haddini fazlasıyla aşıyosun... şok’lar atatürk bulvarında dükkan önüne tezgah açarken... tüm ermarlar dükkanlarının önünü çerçici gibi yaparken... başak yapının altındaki sismar adı altındaki bakkal senin yaptırdığın 4 metrelik kaldırıma tazgah açarken.. ve daha onlarcası... sen 15 metrekarelik büfenin dolabıyla uğraşarak haddini fazlasıyla aşıyosun... senin başına bir müsibet gelinceye kadar sana beddua etmeye devam ediyoruz bolunun olmaması gereken başkanı.... seni YÜCE YARADANA HAVALE EDİYORUZ...
  • BÜFECİ MESELESİ22.05.2009 00:00:00

    ARİF EMRE...AZCIK AĞIR OL. KOSKOCA BİR İLİN BELEDİYE BAŞKANINI BAKKAL-ÇAKKAL AĞZIYLA TEHDİT EDEMEZSİN. SEÇİM ZAMANI KONUŞ GÜZELİM. SENİN KİMİN ADAMI OLDUĞUN ÇOK BELLİ. AYIP SANA. CAMİİ CEMAATI BIRAKMADIN BOLU’DA...
  • latif aygun21.05.2009 00:00:00

    aibü şenliklere başladı. hayırli olsun ama nasıl bir üniversite şenliği anlışılır gibi değil. Doğru düzgün bir etkinlik yok. olanlarda yetersiz. diğer üniversitelerde ki şenliklerden hiç mi örnek alınmıyor yoksa bütçe mi yetersiz. Şenliklerin tamda finallerden hemen önce başlaması ayrı bir boyut. neden bu kadar plansız gibi duruyor bu etkinlikler?
  • bolubeyi21.05.2009 00:00:00

    Arifemre sen sormayacan o sormayacak kim soracak bu 8 trilyonun hesabını sen ve senin gibi düşünenler sayesinde bolu spora daha çoookkk haksızlıklar yapılır. Bolu spor üzerinden kazanç sağlanır seninde onlardan biri olup olmadığını düşünmemek elde değil cebin doluyorki bu konu hakkında kimseye hesap sordurmuyorsunnn...
  •  21.05.2009 00:00:00

    beyler becikoğlu hakkında bu kadar ileri-geri konuşmayalaımm.ayıp oluyo ama...vergi 1.si kim kardeşim.bu kadar kolay yıpratmayın lütfennn
  • Ali Aydın21.05.2009 00:00:00

    İnsanlar fikrini söylemiş olmak adına birşeyler yazıyor.İcraatlar nelerdir.......! çok düşünürsek ... sadece boş ve gündem dolsun o kadar.İzzet Baysal Caddesindeki çiftli parklar,trafik sıkışıklığı allak bullak.Her Bolu’da yaşıyan vatandaş,amir memur herkes manzarayı görüyor.Çözüm.........seyretmek malesef.Trafik nerede?
  • UYANIK VATANDAŞ21.05.2009 00:00:00

    ALAATTİN YILMAZ’IN 19 MAYIS’TA UYUYARAK VERDİĞİ MESAJ; EY BOLU HALKI 5 SENE SİZİ UYUTTUM, BİR 5 SENE DAHA UYUMAYI SİZ İSTEDİNİZ ŞİMDİ UYUMA SIRASI BENDE... EY TÜRK GENÇLİĞİ SEN SAKIN UYUMA!!!
  • özbolululuyuz biz.21.05.2009 00:00:00

    arifemre denen kişi.kardeşim sen nemalanmasan koskoca becikoğlunun 2 çift lafını diline dolamazsın. noldu hesap kitap işine girince canın mı sıkıldı. elbette yönetimğn hesap kitapı sorgulanacak yoksa sizin gibiler nasıl ayıklanır...
Mesaj yazın !
Sağdaki kodu buraya yazın!  Gerekli

Tabaklar Mah. Cumhuriyet Cad. İnci İş Merkezi No: 32 / 32 Bolu   Tel: +9 0374 2178285   Faks: +9 0374 2178295

Tasarım ve Programlama: Piskevit