• resmi ilanlar

Mesaj Defteri

Mesaj yaz
  • ferda biçel 17.02.2010 00:00:00

    Özelleştirme her ne kadar rasyonel bir ekonomik inisiyatif olsa da, bazen kendinizi mağdurlar karşısında bulabilirsiniz. Özelleştirme politikalarındaki hatalar ve devletin profesyonel bir tacir gibi hareket etmesi çoğu zaman isabetli sonuçlar doğurmayabiliyor. Tekel işçilerinin içinde bulunduğu bulanık durum da özelleştirme perspektifindeki ?profesyonel ruhun? bir getirisi oldu. Devlet, şefkatli bir çehre takınarak bazen taşıdığı profesyonel ekonomik ruhtan kurtulabilmeli. En azından sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak. Belki hissi bir yaklaşım diyebilirsiniz ama böyle düşünüyorum. Tekel?in özelleştirilmesi sebebiyle işten çıkartılan ve sayıları 12 bin civarında olduğu belirtilen işçiler de özelleştirmenin kısa dönem mağdurları olarak karşımızda duruyorlar. Konuyla ilgili bürokratik bir girişimle 5398 sayılı kanun ile Özelleştirme Kanunu?na bir ek madde koyduruluyor ve özelleştirme sebebiyle işsiz kalan personelin Devlet Memurları Kanunu?ndaki geçici personel statüsüne (4/c) maddesi statüsüne alınması gerçekleştiriliyor. Böylece 1992 yılından beri, özelleştirilen şirketlerde işini kaybedenler kamuda geçici personel olarak çalışmaya başladılar. Menşur 4C ise şu: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu?nun 4-C hükmü, devletin asli işlerinden sayılmayan, kısa süreli veya mevsimsel işlerde çalıştırılmak üzere personel istihdamını öngörüyor. Bahsettiğimiz bu geçici personel, bir yıldan kısa süreli çalıştığı için kıdem tazminatı ve iş sonu tazminatlarına yönelik hakları olmuyor. Görünen tabloda hiçbir 4/C personeli, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu?nun hiçbir maddesi ile bağlantı içinde olmuyor. Devlet memurlarının hiçbir hak ve statüsünden faydalanamıyor. Ücretleri ciddi oranda hatta yarı yarıya azalıyor. Sendika mensubu olamıyorlar. Yıllık ücretli izin hakları bulunmuyor. Diğer yandan 4-C statüsündeki personel bir yıl değil, 10 veya 11 aylık bir süre çalıştırılmakta ve sözleşmeleri tekrarlanmaktadır. Hal böyle olunca devlet, bu işçileri asgari ücrete yakın bir ücretle çalıştırmakta ve kıdem tazminatı ödemekten kurtulmaktadır. İş Kanunu?nun ve toplu iş sözleşmelerinin getirdiği mükellefiyetler de söz konusu olmamaktadır. Bu durum, işveren açısından ucuz istihdam imkânı sağlıyor. Bu manzaraya bakınca, AKP?nin ?fakir-fukara, garip gureba?ya bakışı ve yolsuzluk ve yoksullukla mücadele konsepti açısından ciddi bir çelişkiyle karşı karşıya kalıyoruz. Grev yapan Tekel işçileri içinde AKP?ye oy veren ciddi bir kesim olduğu muhakkak. Açlık grevinde olan işçilerden birinin bile ölümü gerçekleşirse, o aşamadan sonra hükümet kanadından gelecek tekliflerin bir kıymeti harbiyesi kalır mı? AKP, bu konuda kumar oynamamalı.
  • Ferda Biçel17.02.2010 00:00:00

    Nuray Mert`e neden saldırıyorlar Nuray Mert ismini bilmeyen yok. 28 Şubat sürecinde İslamcıların büyük bir minnettarlıkla keşfettikleri isimlerden birisi. Oldukça çiğ ve güdük bu minnettarlık tavrı, Nuray Mert?in gündeme getirdiği sivil vesayet tartışmalarıyla son buldu. Ve İslamcıların etkili kısmı, düne kadar sımsıkı sarıldıkları ve el üstünde tuttukları Nuray Mert?e olmadık çirkinlikte saldırmaya başladı. Hemen belirteyim ki, Ak Parti?nin blok halinde sivil diktatörlük yönünü tuttuğuna inananlardan değilim. Fakat, Ak Parti iktidarını vesile ve basamak ed(in)erek kendi hedefleri için türlü çeşit manevraya girişen bir kesim var. O kesimi de en iyi tespit eden ve bugün başına gelenleri asıl tetikleyen ?Gata-kulli veya Feto-kulli? başlıklı yazısında bakın Nuray Mert, neler söylemekte: ?Hiçbir şey ima etmeye çalışmıyorum, açıkça söylüyorum. Bu kimsenin ABD?nin dış politika ?alet?i olması olmayabilir, ama aradaki sıkı bağ çok aşikâr. Dahası bu bağ yeni değil, işin başında, Sovyetler?in dağılış sürecinde, mesela ABD?nin Orta Asya Türki Cumhuriyetlerine nüfuz girişiminde, ona eşlik etmek Türkiye?de devlet politikasıydı. O zaman, Feşullah Gülen çevresinin ?devlet?le ilişkisi son derece iyiydi. İslamcı Refah Partisi?ne mesafe konuluyordu, dahası Feşullah Hoca 1989?da, İzmir?de yaptığı bir konuşmada, üniversiteye girmek için eylem yapan başörtülü kızlara ?anarşist? diyordu. Bu uzun bir hikâyedir, bu işlere yeni başlayıp kalem oynatanlara mevzunun sıradan ?din alerjisi?, ?ulusalcı refleks? konusu olmadığını düşünmelerini tavsiye ederim. Diğerlerine ise kısaca, ?Siz de biliyorsunuz, Türkiye?de yaşananlar, Ergenekon da dahil olmak üzere, bir noktadan sonra, demokrasi mücadelesi olmaktan çok, devletin derinliklerinde yaşanan süreçler ve kavgalar, açıkça konuşacaksak, Gata-kulli veya Feto-kulli, tümünü açıkça konuşalım? demek isterim.? Yazının bütününde de belirtildiği gibi Nuray Mert, demokrasi taraftarlığı tescilli bir kalem erbabı olarak kuşkularını belirtiyor. Aslına bakılırsa Nuray Mert?in, Ak Parti iktidarı üzerinden yürütülen kimi hesaplaşmaların dibini soruşturması ve bunun gördüğü tepki, meselenin ne olduğunu ortaya koyması bakımından önemli. Nuray Mert?in bir aydın olarak kuşkularını der-meyan etmesi karşısında girişilen linç kampanyasına varan saldırıları hiç de masum görmemek gerek. Bu saldırılar bile, Nuray Mert?in sözünü ettiği türde bir sivil diktatörlüğün emareleri olmaları bakımından kayda değer. Ve ben bu saldırıların arkasında, Ak Parti üzerinden kendi (şimdilik) sivil diktatörlüğünü kurma peşinde ihtirasla koşturan bir grubun olduğuna inanıyorum. Hangi grup olduğu da malum! 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat karşısındaki tutumu gayet sarih olan ve muhafazakar-İslamcı cenahın demokrasi söz konusu olduğunda yüz akı sayılabilecek Mehmet Bekaroğlu?na kimler saldırdıysa, Nuray Mert?e saldıranlar da aynı kişilerdir. Eğer aslolan demokrasi mücadelesi ise, 28 Şubat?ın en çetin günlerinde dimdik durabilmiş ve askeri vesayet karşısında tavrını eğilip bükülmeden ortaya koyabilmiş Nuray Mert?ten daha takdir edilesi kaç kişi olabilir ki? Fakat aslolan demokrasi mücadelesi ise! Ben bu ülkede demokratik işleyişin aksamaya uğramaksızın yürüdüğü bir siyasal düzenin hakim olmasından yanayım. Sonradan olma demokratlardan da değilim. Ve lakin, bugün TSK?ya karşı yürütülen mücadelenin ve demokrasi adına sürdürülen anti-ulusalcı kampanyanın bir kamuflajdan ibaret olduğunu daha sık düşünür olmaya başladım. Eğer bu bir kamuflaj olmasa idi, Nuray Mert gibi bir aydının birikime dayalı samimi kuşkuları bile darbe yandaşlığı olarak damgalanır mıydı hiç? Bazı İslamcıların ve sonradan olma kimi muhafazakar demokratların bu kadar ahlaksız olduğunu bir kez daha görmemize vesile olduğu, demokrasi mücadelesi kisvesi altında yürütülen güç mücadelesinin ne idüğüne dair ipuçlarını ifşa ettiği için Nuray Mert?e teşekkür etmek gerek. Aydın o kişidir ki, yalnızca haksızlığa karşı çıkarken değil, haksızlığa uğrarken de zalimce olanı ifşa eder. Nuray Mert?in şu sıra yaptığı budur. Yaklaşık bir yıldır Mehmet Bekaroğlu?nun yaptığı gibi
  • Arifemre 17.02.2010 00:00:00

    nereden başlamak lazım bilemiyorum... bu Alaattin Yılmaz’ın ne yapmak istediğini anlamak mümkün diil... caddede yürürken zabıta arabası gördüm plakası 34 le başlıyordu... belediye başkan yardımcıları dışardan işal,zabıta müdürü ki lafı bir araya getiremeyen bence yönetcilik vasfı olmayan biri, oda işal... şimdi alaattin başkana sormadan edemiyor insan, kardeşim boluda araba kalmadımı istabuldan araba kiralıyosun,Boluda adam kalmadımı, dışarıdan adam getriyosun... bu nasıl yaman bir çelişki anlamak mümkün diil...ben inanıyorumki arabanın iyiside adamın hasıda vardır memleketimizde, yukarıda bahsi geçen makamlarda görev alabilecek.. ayrıca sebenden gelen köy muhtarına ’’köydeki domuzlar biterde şehirdeki domuzları ne yapıcaz’’ diye espri yapmış arkadaş... çok komik... şimdi ben zatı muhtereme soruyorum, boludaki domuzlardan kastı ne...domuz diye adlandırdığı kim ??.. başkalarının arkasından konuşmak gıybet değilmidir... özelliklede domuzaa benzetmek günah değilmidir.??... bu adamın ve partisinin misyonunu düşünecek olursak bu tip sözler kendi misyonlarıyla oldukça çelişmektedir... bide merak ettiğim boludaki bakkallların ne zaman bitireceliği,A-KA-PE-KA-KA yöneticileri bilgi verirlerse, esnaf arkadaşlar belki bir an önce önlem alabilirler... son olarak lokantacılar seçimi oldu... eski tas eski hamam ekip aynen tas tamam... nihat alpat, selahhattin, murat... bermuda şeytan üçgeni gibi... Allah daha beterini göstermez inşallah bizlere... selamlar...
  • Semih Yıldırım17.02.2010 00:00:00

    İmdat beyi bir kez daha kutlamak istiyorum.Yazıları muhteşem)))))Gerçekten kendinden önceki insanların emeklerini görmezden gelmek bir başkana yakışmadı.Ne olursa olsun kendisinden önceki belediye başkanlarıda Bolunun seçtiği başkanlardı.İnsan birisini yüceltirse yücelir.Yöneticilik budur))))
  • Güler Bozacı17.02.2010 00:00:00

    Sayın İmdat Aslan, bu günkü köşe yazınızla aslında hepimizin duygu ve düşüncelerine tercüman oldunuz. Başkan Alaaddin Yılmaz’ın başka bir gezegenden geldiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde bir ilin belediye başkanı bulunduğu makamla bu kadar çelişebilir. Vizyonu, misyonu, kapasitesi olmayan kişiler bu tür makamlara getirilirse sonuç şu anki Bolu’dan farklı olmaz.
  • ZEYNEP KARA16.02.2010 00:00:00

    Gazetenin manşetini ve Makinistin köşe yazısını okudum ama hiç şaşırmadım. Çünkü konu Alaaddin Yılmaz ve olaylara yaklaşımı olunca farklı birşey beklemek yanlış olurdu. Bu zihniyetteki insanlar Bolu için çalışıyorlar. Bence Başkan olarak Alaaddin Yılmaz’dan hizmet beklemek yerine, beklentilerimizden vazgeçelim daha doğru olur.
  • Melek Açar16.02.2010 00:00:00

    Yazılı ve görsel basında her an gündem değişebiliyor. Haberciler bu kadar harekete nasıl dayanıyor anlamak mümkün değil. Vatandaş olarak biz takip edemiyoruz. Ergenekonla başladılar, orduya sardılar, tekel işçieriyle devam ettiler. Arada mecliste yaşananlar hatırlamak bile istemiyoruz. Bülent Arınç’ın ilkokul çocuğu gibi suikast düzmecesi, Güldal Mumcunun odasını oturumu yönetemediği iddiasıyla basması, sokakta her görülen askerin polis tarafından suçlu muamelesine tabii tutulması tekel işçilerinin dramı, eczacılar sokakta, doktorlar sokakta, işçiler sokakta... Devletin zirvesi ise gezilerde turlarda. Benim güzel ülkem... Bu günler de geçer...
  • Furkan Ateş16.02.2010 00:00:00

    İmdat Aslan güzel bir konuya değinmiş her zaman ki gibi. Geçtiğimiz pazar sevgililer günüydü. Muhafazakar kesimin karşı olduğu bu gün de artık onları da ellerinde çiçeklerle dolaşırken görmek mümkün olabiliyorsa biryerlerde değişim var demektir. Buna her ne kadar ikiyüzlülük dense de tek yüzleri olmadığını görüyoruz.
  • Efsun Fidan16.02.2010 00:00:00

    Hayvan barınağı ile ilgili yazıları okuyunca içim acımıştı. Başkan Alaaddin Yılmaz’a yardım çağrısında bulunuuyordu. Bu gün kü manşet haberinizi okuyunca yanlış kişiden yarım beklendiğini anlamışlardır sanırım. Çok üzücü ama gerçekler görüntüleriyle ortada. Başkandan insanlar adına birşeyler bekleyemiyoruz ki hayvanlara yardım etsin. Kapasite bu kadar, fazlasını bünye kabul etmiyor. hayvanseverlerin bir araya gelmesiyle barınaktaki hayvanlara yaşanabilir bir ortam hazırlamak lazım.
  • Bolu’lu16.02.2010 00:00:00

    Bolu’yu Bolu’lu olarak sizin gazetenizden takip ediyorum. Olaylara bakış açınız, duruşunuz tarafsızlığınız, köşe yazarlarınızın samimi ve dürüstlüğü beni gazetenin müdavimi yaptı. Tüm çalışanlara ve yazarlara teşekkürler. Bolu’ya sevgiler...
  • İşsiz Vatandaş16.02.2010 00:00:00

    İSTANBUL Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası?nın ?Türkiye?nin sıkışan kentleri? raporu, işsizliğin Türkiye?nin en önemli sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Aydın, Denizli, Muğla, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Tokat, Samsun, Çorum ve Amasya?da 5 yıldır işgücünün azalmasına rağmen, işsizliğin de arttığını ortaya koyuyor. Ve sorun sadece Doğu-Güneydoğu Anadolu ile sınırlı değil. Aralarında bir zamanların ?Anadolu kaplanları? arasında sayılan iller de var. Ege?nin turizm ve sanayi merkezleri olan Aydın, Denizli, Muğla?da 2004 yılında 78 bin olan işsiz sayısı 108 bine yükselmiş bulunuyor. Sorun giderek derinleşiyor ama istihdamı artırmak için hükümetin ciddi bir önlem aldığını, bir proje hazırladığını da duyabilmiş değiliz. Başbakan ?açılım? sözünü çok seviyor, belki onun sevdiği gibi söylersek ilgisini çekebiliriz: ?İşsizlere iş yaratma açılımına? acilen ihtiyacımız var. İşsizliğin böylesine derinleştiği bir ülkede siyasetin günlük demeçlerle yapılması ise bir başka temel sorunumuz olsa gerek. Mehmet Yılmaz Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı ( 16.02.2010)
  • helin demir15.02.2010 00:00:00

    ÖCALAN İÇİN DEĞER Mİ? Türkiye?de idam cezasının kaldırılmasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılan terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan?ın İmralı Adası?ndaki mahkumiyetinin 11.yılını doldurduğu bildiriliyor. Her yıl olduğu gibi yine 15 Şubat tarihini protesto etmek isteyen eylemciler yurdun çeşitli yerlerinde gösteriler düzenleyerek halkı provoke etmeye çalışıyor. Söz konusu olaylarda yine kadınlar ve çocuklar ön saflarda öne sürülüyor. PKK?nın yayın organı ROJ TV?den devamlı tahrik edici şiddet içerikli çağrılar yankılanıyor. Bütün bunlar adı hapis olan ama sağlığı ve keyfi için her şeyin düşünülmüş olduğu İmralı?da günlerini geçiren bencil, düşüncesiz, vicdansız, tutarsız ve kendinden başka hiç kimseyi düşünmeyen bir adam için yapılıyor. Şu an hapiste olan bu şahsın dışarıda olduğu zamanlar düşünüldüğünde Kürt halkını hiçe saydığı ve onların yararına hiçbir şey yapmadığı biliniyor ancak her 15 Şubat?ta konuyu canlı tutmak adına ısrarla gösteriler sürdürülüyor. Her gün yandaş kaybeden ve militanları eksilen örgüt, aslında değmeyeceğini bile bile bu zat-ı muhteremi gereğinden fazla önemsetme çabası içine giriyor. PKK yandaşlarının gösterileri bir yandan sürerken diğer yandan 11 yıldır Abdullah Öcalan için harcanan paralar gündeme geliyor. Güvenliğin en üst düzeyde tutulduğu İmralı Cezaevi?nde açık görüş sırasında Öcalan?ın gözüne kalem sokulması gibi herhangi bir saldırı olasılığına karşı görüşme odasında Öcalan ve ziyaretçileri arasındaki mesafenin 7 metreye çıkarıldığı belirtiliyor. Öcalan?ın İmralı?ya getirilmesinden sonra binalar, asker ve Adalet Bakanlığı?na bağlı görevlilerin kaldığı yapıların tekrar gözden geçirildiği, yeni güvenlik sistemleri kurulduğu kaydediliyor. Son olarak da 5 milyon dolarlık harcama ile Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi yaptırıldığı biliniyor. Öcalan?ın deniz yoluyla kaçırılma olasılığına karşı İmralı Adası?nda 4 km uzunluğunda tel örgü çekildiği ve 200 kamera ile ?mavi hat? adıyla güvenlik sistemi oluşturulduğu belirtiliyor. Geceyi gündüze çeviren bu hatta tellere konan güvercinler bile alarmların çalmasına sebep olurken, Öcalan?ın Çarşamba günleri avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde kullanılan görüşme odasının da yeniden düzenlendiğine dikkat çekiliyor. Yeni düzenleme ile Öcalan avukatlarıyla uzak mesafede yüksek sesle karşılıklı olarak konuşabiliyor. Öcalan?ın bu görüşmelerde avukatlarına karşı son derece sert ifadeler kullandığı ve agresif tavırlar sergilediği söyleniyor. Adalet Bakanlığı, İmralı Cezaevi?ne diğer Cezaevleri kadar yiyecek ödeneği ayırıyor. Öcalan ve beraberindekiler diğer Cezaevlerindeki mahkumların yediği yemeklerin maddi olarak eşit tutarındaki yemeklerle besleniyor. Yerden yere vurduğu, bir türlü beğenmediği avukatları ve yakınları, Öcalan?la görüşebilmek için adaya gidiş dönüş ücreti olarak 30 TL ödüyor, giderken yanlarında bir sürü kitap götürüyor. Öcalan hiçbir zaman getirilen kitaplarla yetinmediği gibi, bu kitaplarda not düşülen kaynaklar için de yeniden istek listesi yapıyor. Bir de Öcalan için kendini yakanlar ve intihar edenler var. Bunlar da yaptıkları saçmalığın yıl dönümlerinde anılıyor. Yaşamanın ne kadar güzel olduğu su götürmez bir gerçek olarak kabul edilirken ve bunu tartışmaya bile gerek duyulmazken maalesef örgüt yandaşlarınca bu tür hareketlerden övgüyle bahsediliyor. Türkiye?de yıllarca devam eden terörün baş sorumlusu olan vicdan yoksunu Öcalan için yapılanlar ve harcananların gerçekten değip değmeyeceği tartışılabiliyor. Oysa o İmralı Adası?nda, sağlığı ve keyfi yerinde oturuyor. Helin Demir helindem@mynet.com
  • İ.Öztürk14.02.2010 00:00:00

    İyi Yayınlar www.boluhosting.net Bolu’dan tüm dünyaya web alanında hizmete başlamıştır. Tüm Bolu’lulara duyurulur.
  • BÜLENT ATEŞURGUN13.02.2010 00:00:00

    BİLMEK, DÜŞÜNCE İLE DENEYİMİN SONUCUDUR... DUYULMAMIŞ BİR HİKAYEDİR, GENELDE ESKİ GEMİCİLER BİLİR. ESKİDEN GEMİLERDEKİ FARELERİ YOK ETMEK İÇİN İNGİLİZ GEMİLERİNDE UYGULANAN BİR METODDUR. BİR TANE FAREYI CANLI OLARAK YAKALAYIP BOŞ BİR TENEKEYE KOYARLAR VE GÜNLERCE AÇ BIRAKIRLAR. SONRA BİRGÜN YAKALADIKLARI KÜÇÜK BİR FAREYİ BU FARENİN YANINA KOYARLAR. GÜNLERCE AÇ KALMIŞ OLAN FARE BU FAREYİ YER. SONRA BİR DAHA BİR DAHA DERKEN YAMYAM BİR FARE ELDE EDERLER. BU FARE ARTIK İYİCE DE SEMİRMİŞ VE KUVVETLENMİŞ OLUR. SONRA BU FAREYİ GEMİNİN İÇİNE SALARLAR ŞİMDİ ORTADA TEBDİL KIYAFET GEZEN GÜÇLÜ KUVVETLİ BİR YAMYAM FARE VARDIR VE BU FARE RAHATLIKLA DİĞER FARELERİN YANINA SOKULUR VE YAKALADIĞINI YER. BÖYLECE GEMİ FARELERDEN TEMİZLENİR. BİR NESLİ YOK ETMEK İÇİN UYGULADIKLARI BU METODU ŞİMDİ İÇİMİZE YAMYAM FARELER SOKARAK BİZİ DE YOK ETMEK İÇİN KULLANIYORLAR. BU YAMYAM FARELER DE AŞIRI DOYURULARAK İÇİMİZE SALINDI. Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur. M.K. Atatürk
  • ferda biçel 13.02.2010 00:00:00

    ?Peygamber? benzetmesinin ilki Karacabey?de yaşanmıştı.Başbakan Erdoğan için ?ikinci peygamber? benzetmesi yapılmasını eleştiren MHP?li Osman Durmuş?un sözleri, TBMM salonunu ringe dönüştürmüş, Türk halkı bu durumu ayıplayarak izlemişti.Tekmelerin, yumrukların havada uçuştuğu ikinci peygamberlik muharebesinde yaralanıp hastanelik olanlar da olmuştu. Halbuki, Erdoğan?a yapılan peygamberlik yaftasının ilki, 2009 yılında AK Parti Karacabey İlçe Teşkilatı?nın Borsa Lokantası?nda verdiği iftar yemeğinde yaşanmıştı. AK Parti İlçe Başkanı Halit Türkan burada yaptığı konuşmada, okuduğu bir şiir nedeniyle hapis yatan ve ardından siyasi çıkışını sürdüren Başbakan Erdoğan?ın bu yükselişini peygamberlere benzetmişti. Türkan, Başbakan?ın peygamber benzetmesini daha da ileri götürerek şu ifadeleri kullanmıştı; ?Bütün peygamberler, peygamber olmadan önce esaret zincirini yaşamış, hapis yatmıştır..? İşte Türkan?ın bu sözleri o günlerde bazı siyasi parti ilçe başkanlarının cılız kalan açıklamaları dışında gündeme gelmemiş, konu kapanmıştı. TBMM?de yaşanan peygamberlik benzetmesinin yarattığı liderler arasındaki krizin eşdeğer sözlerle Karacabey?de AK Partili ilçe başkanı tarafından ifade edilmiş olmasının o günlerde niçin görmezlikten gelinmiş olması bugün ilçede ciddi bir polemik konusu olmuş durumda. Bir hayli kalabalık partili grubunun tanıklık ettiği peygamber benzetmesi gafından sonra tıpkı Aydın AK Parti eski İl Başkanı İsmail Hakkı Eser?e başbakan talimatıyla yapılan ihraç uygulamasının Türkan?a da uygulanıp uygulanmayacağı merak ediliyor. Unutmadan iftar organizasyonunun protokol konukları arasında AKP Bursa Milletvekili Ali Koyuncu, dönemin il başkan yardımcısı AKP İl Başkanı Nagip Vardar, partili il genel ve belediye meclis üyeleri de sarf edilen bu sözleri işiten tanıklar arasında yer alıyor.
  • Ülgen Güleri 12.02.2010 00:00:00

    facebook ta yayınlamış olduğum not linki: http://www.facebook.com/note.php?saved&&suggest¬e_id=304392971986#!/notes/ulgen-durma-guleri/bolu-hayvanlari-koruma-dernegi-bolhayko-yine-gercekleri-gormezden-geliyor/304392971986 BOLU HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ BOLHAYKO YİNE GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELİYOR!!! AŞAĞIDA BOLU BARINAĞI İLE İLGİLİ GERÇEKLER VE BİR KÖŞE YAZISI MEVCUT. BUNLARI OKUYUNUZ VE YORUMUNU KENDİNİZ YAPINIZ. AŞAĞIDAKİ YAZIMDA BAHSETMİŞ OLDUĞUM KÖPEKLERİN RESİMLERİ VE BOLU BARINAĞINDAN GÖNDERİLEN VE GENÇLİK HASTALIĞI BULGULARINDAN ÖLEN KÖPEĞİN VETERİNER HEKİM RAPORU DA MEVCUTTUR. GERÇEKLERİ GÖZ ARDI EDEN BOLHAYKO YETKİLİLERİNE SORUYORUM: BU MUDUR HAYVAN KORUMA ANLAYIŞINIZ??? BARINAĞA EN SON NEZAMAN GİTTİNİZ??? BARINAKTAKİ HAYVANLARIN ÇEŞİTLİ HASTALIKLARLA GÖRMEZDEN GELİNEREK YAVAŞ YAVAŞ ÖLDÜĞÜNÜ BİLİYOR MUSUNUZ? KANUN ONLARIN DIŞARDA BESLENME ODAKLARI OLUŞTURULARAK YAŞAMASINI ÖNGÖRÜRKEN ORADA HASTALIKLARLA BOĞUŞARAK, DAR ALANLARDA BİRBİRLERİNE HASTALIK BULAŞTIRARAK YAVAŞ YAVAŞ ÖLMELERİ REVA MI??? BU HASTALIKLA İLGİLİ AŞAĞIDA ADI GEÇEN KÖPEĞİN VETERİNER HEKİM RAPORU VE SAHİPLENDİRME BELGESİ DE ELİMDE İKEN BOLU HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ NASIL BOLU’DA SOKAK HAYVANLARININ DURUMUNU GÜLLÜK GÜLİSTANLIK OLARAK GÖSTERİP, ARKAMDA DURMAZ VE TÜM BUNLARA DİKKAT ÇEKMEK YERİNE BU TÜR HABERLER VE KÖŞE YAZILAR YAPTIRIRLAR???? BEN ARTIK TEK BAŞIMA SAVAŞMAKTAN ÇOK YORULDUM VE ÇOK YAKINDA TÜM BU OLANLARA SON NOKTAYI KOYMAYA KARAR VERDİM. YAKINDA BU SON NOKTAYI SİZLERLE DE PAYLAŞACAĞIM. ASLINDA BU NOKTA BİR SÜRECİN BAŞLANGICI OLACAK. BU SÜRECİN BAŞLAMAMASI SADECE BOLU BELEDİYESİ YETKİLİLERİNİN ELİNDE. YA BENİMLE GÖRÜŞMEK İÇİN BENİ ÇAĞIRIP BOLU BARINAĞI VE SOKAK HAYVANLARI İLE İLGİLİ NELER YAPILMASINI BEKLEDİĞİMİ İYİCE DİNLEYİP HEMEN UYGULAMAYA BAŞLARLAR; YA DA OLACAKLARIN SONUÇLARINA RAZI OLURLAR... SAYGILARIMLA... ÜLGEN DURMA GÜLERİ ******************************************************************************** Ben Ülgen GÜLERİ, kendisini hayvan refahına adamış bir gönüllü ve bir öğretmenim. Bolu?ya tayinimin çıktığı seneden beri (2007) Bolu Barınağını takip etmekteyim. Her gün görev yerim olan okulumdan çıkıp Bolu Barınağına uğramaktaydım. Bu iş için bir kişi veya kuruluştan hiçbir destek almışlığım olmamıştır. Tamamen gönüllü olarak kendi aracımla hemen hemen her gün Bolu Barınağına gidip hayvanların durumlarına bakmaktan manevi bir huzur duyuyordum. Bu manevi huzur aslında çoğu zaman tam bir huzur olamıyordu o barınaktan çıkarken. Barınaktaki köpeklerin esir hayatı yaşıyor olmaları, onların tedavi ve muayenelerinin çoğu zaman yapılmıyor olması ve ihmal ediliyor olmaları beni derinden etkiliyordu çünkü. Ben Bolu barınağından sorumlu veteriner hekim olan Koray Kolludemiroğlu?na çoğu zaman yapıcı bir şekilde barınaktaki durumlarla ilgili olarak eleştiriler getiriyordum ve çözüm üretmek için yardımcı olmaya çalışıyordum. Zaman zaman burayla ilgili olarak resmi kurumlara da müracaatlarım olmuştur. Her defasında bu hekim beni sabret sabret diyerek oyaladı. Sabrettim fakat bir arpa boyu yol almıyordu barınak koşulları. Her gün o hayvanların perişanlığını ben yaşıyordum. Bu hekimi ben kah güzel dille, kah tartışmalara girerek devamlı uyardım. Tüm hayvanların düzenli olarak muayenelerden geçmeleri gerektiğini, bunlara doğal yaşam koşullarının sağlanması gerektiğini, 5199 sayılı kanuna göre bunları mümkün olan en kısa sürede kısırlaştırıp aşılayıp aldıkları yere bırakmaları gerektiğini defalarca söyledim. Ama sayın belediye başkanının çevresinde şikayet konusu oluşturabilecek köpekleri görmek istemediği duyumunu aldım. Kanundan önce gelebilecek şahıs tercihleri olduğunu da burada gördüm. Sizlere Bir Bolu Barınağı vakasını daha anlatmak istiyorum. 21 Mayıs 2009 günü MENGENDEN BİR HAYVANSEVER OLAN KERİM CAFERZAT BEY İLE BULUŞUP KARNI PATLAYACAK ÖLÇÜDE ŞİŞ OLAN BİR KÖPEĞİN TEDAVİSİNİ YAPTIRABİLMEK üzere Ankara?ya gönderilmesi araç tahsisi konusunda Bolu Valiliğine giderek başvuru yaptık. BU HAYVAN İLERİ DERECEDE İHMAL EDİLDİĞİNDEN BU DURUMA GELMİŞTİ. VALİ YARDIMCISI İLE GÖRÜŞÜP BELEDİYENİN BARINAĞIMIZDAKİ HAYVANI NAKLETMEK İÇİN BİR ARAÇ TAHSİS ETMEDİĞİNİ, HAYVANIN HASTALIĞININ TEŞHİSİNİN ÇOK GECİKTİRİLDİĞİNİ, BU YÜZDEN NAKİL İÇİN ACİLEN BİR ARAÇ TAHSİSİNİN GEREKTİĞİNİ BİRLİKTE ANLATTIK. VALİ YARDIMCISI MÜMİN BEY VE VALİLİKTE GÖREVLİ MÜDÜRLERDEN BİRİ OLAN KEMAL BEY BİZE KONUYU ÖZETLEYEN BİR DİLEKÇE YAZMAMIZI, ARAÇ TAHSİSİ İÇİN BİZİ İL ÇEVRE VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜNE VALİLİK İMZALI DİLEKÇEMİZİ İMZALAYARAK YÖNLENDİRECEĞİNİ SÖYLEDİ VE BUNU BİZZAT VALİ İLE GÖRÜŞEREK BOLU İL VALİ YARDIMCISI CEMAL BEY’İN İMZA ONAYI İLE ANINDA GERÇEKLEŞTİRDİLER. ORADAN AYRILIP DERHAL İL ÇEVRE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜne gittik. İL ÇEVRE ORMAN MÜDÜRÜ ÖKKEŞ BAHADIR İLE MAKAMINDA GÖRÜŞÜP VALİLİKTEN İMZALI DİLEKÇEMİZLE HASTA BARINAK HAYVANININ NAKLİ İÇİN ANINDA ARACI TAHSİS ETTİRDİK. VE KERİM BEYİN REFAKATİNDE RESMİ YAZI EMRİ İLE HASTAMIZ ANKARA GAZİOSMANPAŞA’DAKİ PARK VETERİNER KLİNİĞİNE GÖTÜRÜLDÜ VE TESLİM EDİLDİ. ORADA HAYVANSEVER BİR ARKADAŞIM OLAN GÜLAY YOLERİ HANIMEFENDİ ONLARI KARŞILADI. VE HASTAMIZIN YATIŞI GERÇEKLEŞTİ. SEVİNDİRİCİ HABERLER GELDİ KERİM BEY VE GÜLAY HANIM’DAN. HASTAMIZIN KARIN İÇİNDE BİRİKEN SIVI ALINACAKTI VE TETKİKLERDEN SONRA TEDAVİSİNE BAŞLANACAKTI. VETERİNER HEKİMİN "O ÇOK YAŞLI, NASILSA MASADA KALIR. UYUTSAK (ÖTENAZİ YAPSAK) DAHA İYİ" SÖZLERİNİ HİÇ UNUTAMIYORUM. OYSA ŞİMDİ BU MASADA KALIR DENİLEN HAYVAN İYİLEŞTİ. KERİM CAFERZAT BEY SADECE BU İŞ İÇİN MENGEN’DEN BANA DESTEK OLMAK ÜZERE GELMİŞTİ. KENDİSİ BU OLANLARA ŞAHİTTİR. ZAVALLI KIZIN HASTALIKTAN ÖNCEKİ İLK RESİMLERİ VE TEDAVİDEN SONRAKİ RESİMLERİ TARAFIMDAN ARŞİVLENMİŞTİR. BU HAYVAN HALA ANKARADAKİ VETERİNER MEDİKAL PARK KLİNİĞİNDE KALMAKTA VE YUVA BULUNUNCAYA KADAR ORADA PANSİYON BÖLÜMÜNDE KALMAKTADIR. TÜM BU TEDAVİLER İÇİN BOLHAYKO?NUN (BOLU HAYVANLARI KORUMA DERNEĞİ) HİÇBİR KATKISI OLMAMIŞTIR. SADECE BAZI HAYVANSEVER DOSTLAR ZAMAN ZAMAN O KÖPEĞİN TEDAVİ MASRAFLARI İÇİN KLİNİĞE PARA VERMEKTEDİLER. TEKRARLIYORUM, BU HAYVANIN O DURUMA GELMİŞ OLMASININ TEK SEBEBİ BOLU HAYVAN REHABİLİTASYON MERKEZİNİN VETERİNER HEKİMİNİN BARINAKTAKİ SAĞLIK KONTROLLERİNE HİÇ ZAMAN AYIRMAMASIDIR. TAM BİR BUÇUK AY BOYUNCA KARNI ÇOK ŞİŞ OLDUĞUNDAN BEN BU HAYVANI HAMİLE ZANNETTİM. NİTEKİM BU KONUDA UZMAN OLAN BEN DEĞİLDİM. BİR BUÇUK AY BOYUNCA VETERİNER HEKİM VE BARINAKTAN SORUMLU MÜDÜR OLAN KİŞİ İLE ARAMIZ BOZULMASIN, ARAMIZ BOZULURSA BUNUN ACISI HAYVANLARDAN ÇIKMASIN DİYE KİBAR BİR DİLLE, SAKİN KALMAYA ÇALIŞARAK BU HAYVANCIĞIN BEBEKLERİNİN KARNINDA ÖLMÜŞ OLABİLECEĞİNİ, BELKİ DE BU YÜZDEN BÖYLE KÖTÜ BİR HALE GELDİĞİNİ SÖYLEDİM DURDUM. VE SONUNDA SORUMLU VETERİNER MÜDÜR BEYEFENDİ LUTFEDİP BİR KAN TAHLİLİ YAPTIRMIŞ, SONUÇ: HİPOTİROİD ÇIKMIŞ ONUN SÖYLEMİNE GÖRE. FAKAT ANKARA DA VETERİNER MEDİKAL PARK KLİNİĞİNDE YAPILAN TETKİKLERDE SONUÇ BÖYLE ÇIKMADI HER NEDENSE... İHMAL YÜZÜNDEN, BARINAKTA SAĞLIK KONTROLÜ OLMAMASI YÜZÜNDEN, BELEDİYE BAŞKANININ TEK VETERİNERLE HEM BARINAK HEM DE HAYVAN PAZARI VE MEZBAHAYI İDARE ETMEK İSTEMESİ YÜZÜNDEN HAYVANLARIN ÇOĞU BU DURUMA GELMEYE MAHKUM. DAHA BUGÜN YİNE BİR HAYVANIN KAFASI SULU VE KIRMIZI BİR ŞEKİLDE YARAYDI. AYNI HAYVANIN KAFASININ SAĞ TARAFI DA İRİNLİ YARA İÇİNDEYDİ. BU HAYVANIN FOTOĞRAFLARI DA ARŞİVİMDE MEVCUTTUR. EN SON BARDAĞI TAŞIRAN OLAY DA İSMİNİ POORY KOYMUŞ OLDUĞUM BİR KÖPEKTİ. BU HAYVANI BEN SAHİPLENDİM BOLU BARINAĞINDAN VE İSTANBULA ZEYNEP SOMAYA GÖNDERDİM. VE ORADA BİR VETERİNER HEKİMİN MUAYENESİ SONUCUNDA BU KÖPEĞİN GENÇLİK HASTALIĞI BULGULARINA SAHİP OLDUĞU ANLAŞILDI. BEN ONU SAHİPLENDİRMEK İÇİN BİR ALBÜM OLUŞTURMUŞTUM FACEBOOKTA; ÇÜNKÜ BARINAK ŞARTLARINA AYAK UYDURAMADIĞINI DÜŞÜNMÜŞTÜM. YEMEK YEMİYOR, SU İÇMİYOR, BİR KENARA OTURUP KORKAK GÖZLERLE ETRAFINA BAKIYORDU. ZEYNEP HANIM ONU İSTANBULDA GEÇİCİ OLARAK MİSAFİR EDEBİLECEĞİNİ, VE ORADA SAHİPLENDİRECEĞİNİ SÖYLEYİNCE DÜNYALAR BENİM OLDU VE POORY Yİ İSTANBULA GÖNDERDİM. ORADA MUAYENE VE TRAŞI İÇİN GÖTÜRDÜĞÜ VETERİNER HEKİM MEHMET BEY POORY YE GENÇLİK HASTALIĞI TEŞHİSİ KOYDU. POORY YETİŞKİN BİR KÖPEKTİ, YAVRU DEĞİLDİ. BEN BU HASTALIĞIN SADECE YAVRULUK DÖNEMİNDE KÖPEKLERDE GÖRÜLDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORDUM. YAVRULARIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMLERİNİN ZAYIF OLMASINDAN DOLAYI DA ÖLDÜKLERİNİ ZANNEDİYORDUM. BU DURUMDA, BOLU BARINAĞINDA POORY GİBİ PEK ÇOK YETİŞKİN KÖPEK BU HASTALIĞA SAHİP OLMALI DİYE DÜŞÜNDÜM. ÇÜNKÜ BU HASTALIK CİDDİ DERECEDE BULAŞICIYDI. KIŞTAN BERİ BURUN AKINTISI OLAN KÖPEKLER BİRER BİRER YOK OLUYORDU BARINAKTAN. MEĞER BU GENÇLİK HASTALIĞI BELİRTİLERİNDEN BİRİYMİŞ. BOLU BELEDİYESİ VETERİNER HEKİMİ BARINAKTA VİRÜS OLDUĞUNU KABUL ETMEDİĞİ GİBİ BENİM ASILSIZ İDDİALARDA BULUNDUĞUMU, BU İDDİALARI BELGELEMEK İÇİN DAYANAĞIM OLMADIĞINI, GENÇLİK HASTALIĞI DENEN HASTALIĞIN GÖZLE ANLAŞILAMAYACAĞINI, KÖPEKLERDEN KAN ÖRNEĞİ ALIP TAHLİL YAPTIRDIĞINI VE BARINAKTA BU VİRÜSE RASTLANMADIĞINI SÖYLEDİ. KÖPEKLERDEN KAN ALIP KENDİ KENDİNE TAHLİL YAPTIRMASI BENCE GEÇERLİ BİR DELİL DEĞİLDİR. BU TAHLİLİ RESMİ KURUMLARIN YAPMASI GEREKİR. BEN BU HASTALIĞIN BARINAKTAKİ KÖPEKLERİN HEPSİNİ ETKİLEMİŞ OLMA İHTİMALİNİ ARAŞTIRMALARIM SONUCUNDA ÖĞRENDİM VE ONLAR İÇİN BİR ŞEYLER YAPMAK İSTEDİM. İNTERNETTE BARINAĞA BU HASTALIKLA İLGİLİ TIBBİ DESTEĞE İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU DUYURDUM HEMEN. BENİ ARAYANLAR ÇOK OLDU. AŞI YAPILABİLMESİ İÇİN HAYVANLARIN HERBİRİNE ÖNCE KAN TAHLİLİ YAPILMASI GEREKTİĞİNİ BİLDİĞİMDEN ÖNCELİKLİ İHTİYACIMIZIN TAHLİL CİHAZI OLDUĞUNU SÖYLEDİM. YANİ İSTEDİĞİM YARDIMLAR BOLU BARINAĞINA GÖNDERİLECEKTİ VE HEPSİ DE TIBBİ DESTEK ANLAMINDAYDI. DAHA ÖNCELERİ BOLU BARINAĞINI BAZI DERNEKLERİN VE ALIŞVERİŞ SİTELERİNİN BAĞINAKLARA BAĞIŞ LİSTESİNE DE ALDIRTMIŞTIM. BGD ( BARINAK GÖNÜLLÜLERİ DERNEĞİ 2 KERE YÜKLÜ MİKTARDA MAMA YARDIMI YAPTI BOLU BARINAĞINA. BEN ARACI OLDUM SADECE. KÖPEKLER DAHA İYİ BESLENİRLERSE HASTALIKLAR AZALIR DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜM BU MAMA YARDIMLARINI İSTERKEN. KORAY KOLLUDEMİROĞLU NUN İSMİNİ TESLİMAT İÇİN VERDİM SADECE. KENDİSİNİN MAMAYA İHTİYAÇ OLDUĞUNU SÖYLEDİĞİNİ HİÇBİR YERDE DUYURMADIM. BARINAKTAN SORUMLU KİŞİ OLDUĞUNDAN TESLİMATIN KENDİSİNE YAPILMASINI SÖYLEDİM BEN BU DERNEKLERE. MADEM O ZAMAN BU MAMA BAĞIŞLARINDAN RAHATSIZ OLMUŞTU NEDEN TESLİMAT BELGELERİNİ İMZALAYIP İLGİLİ DERNEĞE GERİ GÖNDERDİ DİYE SORMAK ZORUNDAYIM BU NOKTADA. TESLİMAT BELGELERİ DE ELİMDEDİR AYNI ZAMANDA. BU BELGELERİ BGD ADLI DERNEK TARAFIMA GÖNDERMİŞTİR. BU HASTALIĞIN FAZLASIYLA BULAŞICI VE TEHLİKELİ OLDUĞU GERÇEĞİ ORTADAYKEN VE O BARINAKTAN ÇIKAN YETİŞKİN BİR KÖPEK OLAN POORY GENÇLİK HASTALIĞINA YAKALANMIŞKEN, BU KÖPEKLE İLGİLİ RAPORLAR VE BOLU BARINAĞINDAN SAHİPLENİLDİĞİNE DAİR BELGELER DE TARAFIMDA MEVCUTKEN BU DURUMDA BEN NASIL BASIN ÖNÜNDE YALANCI OLARAK LANSE EDİLEBİLİYORUM? KIŞTAN BERİ BURNUNDAN SÜMÜKLER SARKA SARKA ÖLEN ONCA KÖPEK SADECE NEZLE Mİ OLMUŞLARDI??? BENİM BAĞIŞLAR İSTEYEREK İSTİSMARCILIK YAPTIĞIMI BASIN ÖNÜNDE AÇIKLAYAN BOLU BELEDİYESİ BAŞKAN YARDIMCISI ORHAN BOZGEYİK VE BOLU BARINAĞI VETERİNER HEKİMİ KORAY KOLLUDEMİROĞLU BUNLARI NASIL İDDİA EDEBİLİYORLAR? BEN BU TOPLUMDA ÖNCE BİR ÖĞRETMEN SONRA BİR ANNEYİM. HAYVANLARI ÇOK SEVDİĞİM İÇİN BU YOLA ÇIKTIM VE YAPILMASI GEREKEN HER LEGAL YOLA BAŞVURDUM. BUNLARIN KARŞILIĞINI BASIN ÖNÜNDE ŞEREFİMLE VE HAYSİYETİMLE OYNANMASI İLE ALDIM. ŞİMDİ TEMİZE ÇIKMAK VE BU HAKETMEDİĞİM SIFATLARDAN KURTULMAK İSTİYORUM. BUNDAN BÖYLE DE HERKESİN GÖREVİNİ LAYIĞIYLA KANUNLARA UYARAK YAPMASINI BEKLİYORUM. Nilgün Özerdoğan’ın Bolu Express Gazetesindeki yazısı - Nilgun.Ozerdogan@denizbank.com BOLU?DA HAYVANLAR ADINA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR ? 2 Geçen haftaki yazıma kaldığım yerden devam ediyorum. ..... Gülay Hanım, barınağın yanında tüp deposunun bulunmasından son derece rahatsız. Ayrıca barınağın ortasından yol geçiyor, bu da hayvanların tedirgin olmasına ve rahatsız olmalarına yol açıyor. Gülay Hanım, ?Barınak çok kalabalık. Köpekler yetersiz, sağlıksız ve zor şartlar altında yaşıyorlar. Bir an önce hayvanlar yeni yerlerine taşınmalı. Ayrıca çim ekilmeli ki hayvanlar için çim kokusu şifa gibi oluyor. Zaman zaman da hayvanlar otları yemekteler. Yavru köpekler için de özel ünite şart. Yavru köpekler dezenfekteli yerde koruma altına alınmalı.? diyor. Bence de çok haklı, çok doğru söylüyor. Hayvan barınağını ziyaretimizde M.Erol Açıkgöz Bey yine oradaydı. Yine canla başla hayvanlara bakıyordu. Erol Bey, Bolhayko?nun Denetleme Kurulu Başkanı ve aynı zamanda barınak sorumlusu. Erol Bey, tam bir hayvansever, örnek bir insan. Hergün kendi arabasıyla 4 yıldır aralıksız bizzat hayvan barınağına gidiyor, yemekleriyle ilgileniyor, yavruları ayrı bir üniteye ayırıyor. Bu kadar merhametli ve hayvansever bir insan az bulunur. Ne olurdu diğer insanların da bir kısmı Erol Bey?in yaptığının onda birini yapsa, hayvanlarla ilgili hiçbir sorunumuz kalmazdı. Doğanın süsü ve insanların en sadık dostları hayvanların acıklı durumları içimizi bu kadar yakmazdı. Barınakta bir de bacağı kazada ezilmiş ve veteriner Hakkı Bey tarafından ameliyat edilmiş bir köpek yavrusu vardı. Ona ayrı bir yer yapmışlar.Çok tatlı bir şey, görünce çok üzüldüm. Yürümek istiyor, ama yürüyemiyor.Veteriner Hakkı Bey, biraz büyüyünce bacağına protez yapacakmış. Valimiz Sayın Halil İbrahim Akpınar Bey sağolsun, üç tane kedi evi yaptırmış. Kedi evleri o kadar güzel olmuş ki, kedi villası demek daha doğru olur sanırım. Bu villalar da kedilerin çok olduğu yeşil alanlara, park ve bahçe gibi yerlere konulacakmış. Belediye Başkanımız Sayın Alalattin Yılmaz Bey de sağolsun göreve geldiğinden beri bu konuda eskiye oranla çok daha duyarlı davranıyor. Barınağın yapılmasında çok katkıları oldu sağolsun. Şimdi bir de Bolhayko?ya Kültür Sitesinin Bitişiğinde, eskiden Fırka Tepesi denilen yerde İhsaniye Mahallesi, İsmet Paşa Caddesi, Kale Halı Mobilya?nın üstünde eskiden İlan ve Reklam Bürosu olarak kullanılan büroyu Bolhayko?ya tahsis etti. Bundan güzel bir hayır olamazdı. Bu işe çok sevinen Gülay Hanım, şimdi hemen kolları sıvadı. En kısa sürede badana boya yapıldıktan sonra bu hafta sonunda taşınmayı planlıyorlar. Şimdi bu sevinçle daha iyi hizmet için yeni projeler peşindeler. Burayı yeniden dizayn ederek önüne çiçekler dikecekler. Burada hayvanlarla ilgili aşı ve kısırlaştırma gibi yeni kampanyalar ve etkinlikler yapacaklar. Burası müsait olduğu için çocukların ve hayvan seven insanların hayvan sevebileceği bir yer olacak. Temizlik ve taşınma işi bittikten sonra Gülay Hanım burada bir açılış ve bir basın toplantısı yapmayı planlıyor. Eski Bolhayko Derneğinin yeri pasaj içinde ve çok küçük bir yerdi. Bir de insanlar Dernek bürosunun önüne kedi ve köpek yavrularını bırakıp kaçıyorlardı. Bazen bu hayvanlar yaralı, kaza geçirmiş olabiliyordu. Bu da başlıbaşına bir üzüntü kaynağı oluyordu. Dernek yetkilileri çok zor durumda kalıyorlardı. Aslında böyle bir durumda zabıtya haber verilmesi gerekli. Şimdiki büro müstakil bir yer olduğu için daha rahat olacak ve daha iyi bir hizmet verilecek. Bugüne kadar olağanüstü çalışmalarla Bolu?da hayvanlar için yapılan her adımda üstün hizmeti bulunan Bolhayko derneği Başkanı Gülay Hanıma, hayvanların koruması için desteklerini esirgemeyen Sayın Valimiz Halil İbrahim Akpınar Beye, ne zaman kendisine gidilse hiç geri çevirmeyen, her konuda yardımcı olan ve hayvanlarla ilgili olarak büyük destek veren Belediye Başkanımız Sayın Alalattin Yılmaz Bey?e katkıları için sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Sayelerinde Bolu?da yaşayan sahipsiz hayvanlara sahip çıkılıyor ve bundan sonra da daha iyi şartlarda sahip çıkılacak. http://www.boluekspres.com/koseyazisigoster.php?id=3649
  • devrimci12.02.2010 00:00:00

    PKK?nin Kürt milliyetçiligi argümani ile insanlar üzerinde baski kurarak ve karsi gelenleri sindirerek, korkutma amaçli bir politika yürütmeyi aliskanlik haline getirdigi biliniyor. Son dönemlerde PKK?nin yan kuruluslari araciligiyla sola hâkimiyet kurma çalismalarini sürdürmesi, bu maksatla sudan bahanelerle sürekli çatisma ortami yaratmasi seklinde tezahür eden süreç, sol örgütler tarafindan kaygi ile izleniyor. Irkçi ve sovenist bir yaklasimla hareket eden PKK yandaslari, her firsatta ellerini devrimci kanina bulastirmaktan çekinmiyor. Bir yandan da Kürt milliyetçiligini ön plana çikaran politikalarini onlara dayatiyor. Sol ise yasananlari ya görmezden gelmeyi ya da Kürt kökenli vatandaslarla problemleri olmadigi ve bir sorun yasanmadigi savunusunu yapmayi tercih ediyor. PKK?nin bu tavri karsisinda solun sesiz kalmasindan cesaret bulan Kürtçü olusumlar ise daha pervasizca davraniyor. Nitekim PKK?nin, Istanbul/Gazi, Gülensu, Gülensu Nurtepe, Alibeyköy ve İzmir?de, Diyarbakir?da DHKP/C?ye yaptigi saldirilarin bu süreçte meydana gelmesi ve DHKP/C?lilerin faaliyetlerinin engellenmesi girisimleri bu dayatmanin ulastigi boyutlari bize gösteriyor. Öte yandan MLKP ve MKP?nin bazi gerçekleri görmeden/göremeden PKK?ya arka çikmalari ve destek vermeleri ise anlasilir bir durum degil. Gerçek solcularin PKK saldirilari karsisindaki suskunlugu, solu ve ideolojisini savunamamasi ise ayri bir sorun. Oysa bir zamanlar sol ideolojinin oldugu yerde PKK ve yandaslari barinamazdi. Simdi ne oldu da sol, teslimiyetçi bir tutum içinde yerlerde sürünerek PKK destekçisi olmaya basladi(!). Bu durumu devrimcilere açiklamak oldukça zor(!)? Devrimci ilkeleri hiçe sayan bu yeni sol(!) anlayis, gönül maceralariyla ve örgütlerden kopuslarla ugrasmaktan bir türlü gerçek çizgisini oturtmayi basaramadi. Gelinen süreçte devrimci sol kimlik ile PKK kuyrukçulugunun bagdastirilmasi ise ?nasil bir sol?? sorusunun gündemdeki yerini pekistirdi. Bekleyip görecegiz kaybedilen zaman, yok olan ise sol ideoloji yorum sizin? Devrimci
  • ferda biçel12.02.2010 00:00:00

    Meclistekiler, Yangına Su Bidonu İle Değil, Benzin Hortumu ile Gidiyorlar Ak Parti ile MHP?liler arasında Mecliste yaşanan kavga ülkeyi germektedir.Mecliste grubu bulunan partilere ve milletvekillerine hem kurumsal, hem de ferdi vicdan muhasebesi yapmalarını öneriyorum. Mesailerinin çoğu halkın problemlerini çözmek için mi, yoksa kısır, anlamsız ve yakışıksız çekişmelerle mi geçti? Herkes bunun cevabını kendi vicdanında bulabilir.Üretken olmayan, kısır döngülerle ve devamlı karşılıklı atışmalarla devam eden bir süreç kavgayla neticelendi. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.Maalesef parti liderlerinin ve yetkililerinin söz, davranış ve tutumları kavgayı kalıcı hale getiriyor. Barış yemeği de faydalı olamamış. Ellerinde su bidonu taşımaları gerekenler benzin hortumu ile dolaşıyorlar. Görünen o ki bahse konu partiler kavgayı huy haline getirmişler. Kavga huyluların, barış içinde huzurlu ve hoşgörülü bir toplum inşa etmelerini beklemek boşunadır, zaman kaybıdır. Devamlı kavga, söyleyecek bir şeyleri, sunabilecek tutarlı bir projesi olmayanların işidir. Kavgayla hiçbir mesele çözülemez.Eğer kavgasız yapamıyorsanız, kavga edilecek birçok alan var. Bari kalan zamanınızı bunlarla geçirin. - İşsizlikle kavga edin,- - Açlıkla kavga edin, - Eğitimsizlikle kavga edin, - Ahlaki dejenerasyonla kavga edin, - Yolsuzluklarla kavga edin, - Hukuksuzluklarla kavga edin, - Hukuku ayaklar altına alan keyfi anlayışlarla kavga edin, - Milletin özgürlüğünün önündeki engellerle kavga edin, - Haksız vergilerle kavga edin, - Gelir dağılımında ki adaletsizliklerle kavga edin, - Ülkemiz ve halkımız üzerinde emperyalist emelleri olanlarla kavga edin, - Gençlerimizi pençesinde inim inim inleten uyuşturucu illetiyle kavga edin.Tabi bütün bunlar için proje ister vizyon ister.Burada şunu da söylemek istiyorum.Saadet Partisi Genel Başkanın Numan Kurtulmuşun yapıcı uslubunu çok takdir ediyorum. Irak?ta Türk Askerinin başına çuval geçiren general?in Türkiye ziyaretinde skandallar yaşanmıştır.Çuvalcı general olarak bilinen Raymond Odierno ülkemizi ziyaret etti. Maalesef sanki askerimizin başına çuval geçiren o değilmiş gibi bir ilgi gördü. Bu durum bizlerimizi derinden üzmüştür. Çuval hadisesinde söz konusu generale tepki gösteren MHP ve CHP?nin gurup başkan vekilleri düzeyinde çuvalcı generalin yemeğine katılmaları oldukça manidardır.Hele hele yemeğe katılanların o dönemde haklı olarak çuvalcı generale tepki gösteren Sayın Onur Öymen?le, Sayın Oktay Vural?ın olmaları daha da ilginçtir. Kendilerini savunurlarken ortaya koydukları gerekçeler milletin vicdanın da ne kader karşılık bulur bilemiyorum. Birisi diyor ki bilmeden katıldım, diğeri ona bazı şeyleri söylemek için katıldım diyor. Bunlar son derece samimiyetsiz ifadelerdir.
  • Muhsin SAVAŞ11.02.2010 00:00:00

    Geyik muhabbeti yazınızı okudum.Ne var bun da bir hayvan yılda bir defa konu olabilecek şekilde,ordan oraya ölmüş.Ya sayın AYKAN bu memlekette insanoğlu insanlar ilgisizlikten telef olup gidiyor.Ağzı dili olmayan geyiğe kim bakar.
  • Baran Yücesoy11.02.2010 00:00:00

    BDP?LİNİN GDO?LUSU NASIL OLUR? Geçen akşam oturmuş bir elma yiyordum. Bakıyorum elmaya pırıl pırıl, kocaman, ne bir eğrilik var ne de bir leke. Yani bariz bir şekilde GDO?lu. Normal olmasına imkan yok çünkü küçüklüğümün geçtiği İzmir Kadifekale?deki pazardan annemin aldığı doğal ve sağlıklı elmalar eğri büğrü olur ama bir o kadar da lezzetli olurdu. Yetiştirilirken üzerine herhangi bir ilaç vb. şey uygulanmadığından, bol miktarda elma kurdu da ihtiva ederlerdi. Hatta çok iyi hatırlarım, elmaları evden alıp, mahalledeki arkadaşlarımla bir hamlede zıplayıp oturmayı marifet saydığımız bahçe duvarının üzerinde yerken, içerisinden çıkan kurtlar için iddiaya bile girerdik; ?yok senin kurdun büyük olacak, yok benimki? diye. Neyse, geçen akşam adeta bir plastik süs elmasını andıran elmamı ısırmamla gördüğüm manzara karşısında şoka girdim. Isırdığım yerdeki küçük bir delikten, yıllardır yüzüne hasret olduğum ufacık bir kurt bana baktı ve benden korkup, bir planjön atarak tekrar elmamın içine gerisin geriye girdi. Benim bildiğim, GDO?lu meyve ve sebzelerde kurttu, böcekti, püsürdü olmaz, olamaz çünkü zaten bunlara karşı olarak geliştirilen bir şeydir bu GDO. E, yediğim elmayı da bir süpermarketten ucuz bir fiyata aldığıma göre GDO?suz da olamayacağından, geriye tek bir alternatif kalıyordu; ?Artık zararlılar GDO?da bile yaşayabilir, hatta üreyebilir de?. Aslına bakarsanız bir an sevindim bile bu sevimli kurtçuğu gördüğümde. Ne de olsa o da bir canlıydı ve her canlı gibi yaşama hakkı vardı. Neyse, elmayı, kurtçuğun olduğu yeri ayırıp afiyetle bir güzel yedim ve kurtçuklu kısmı ?kurtçuğun ölümü benim elimden olmasın? diye, pencereden bahçeye attım. Daha sonra televizyonu açtım haberlerde ne var ne yok diye ve kanalların birinde BDP?nin yeni lideri Selahattin Demirtaş?ın, kongrede başkan seçildikten sonra, sanki on bin kere kapatılan parti kendileri değil de başka bir partiymiş gibi yaptığı o provokasyon dolu, tehdit dolu, bırakın birleştirici olmayı, başından sonuna Türklerle Kürtleri ayrıştırmayı bir görev ve sorumluluk gibi algıladığı ayan beyan belli olan ve bunu da dinleyenlerin gözlerinin içine baka baka, işaret parmağını sallaya sallaya yaptığı konuşma ekrana geldi. Bu adamın ağzından salyalar akarak ve adeta gözleri yuvasından çıkacakmış gibi bakarak yaptığı bu konuşma, daha doğrusu tehdit dolu bu sözler bitti. Ben de şöyle bir arkama yaslandım ve düşündüm; ?Kardeşim adamlar on bin kere kapatıldı, on bin bir kere de başka bir isimle açıldı. Her açıldıktan sonra ise on bin birinci parti, diğer on bininci parti ne yaptıysa onun on bin kat beterini yaptı ve on bin kere kapatılmayı hak ederek kapatıldı. Bu partinin belediye başkanları, il ve ilçe teşkilat başkanlarının yedikleri paralar, eşlerine dostlarına sağladıkları avantalar, bunları geç, yaptıkları ahlaksızlıkları yedi düvel duydu, bunlar bırakın utanmayı, adeta ?gel partidaş sen de gel, batan geminin malları bunlar? çığırtkanlığıyla ve utanmazlığıyla patlayana kadar yemeye ve fuhuş operasyonlarına devam ettiler, Bunların on bin bir kere açılmasına sebep olan kanunlardaki açıklar; ?Dur be kardeşim, belki bu kez adam olurlar da o yüce meclise ne için gönderildiklerini belki bir gün anlarlar? diye yamalanmazken bunlar hiçbir zaman anlamadılar, anlayamadılar, daha doğrusu işlerine gelmedi gerçek meclise gönderilme nedenleri. Şimdi okurlarım; ?Bu adam yediği elmadan zehirlendi mi ne? Abuk sabuk konuşuyor. Elma kurduyla BDP?nin ne alakası var?? Diye kendi kendilerine soruyorlardır. Evet sevgili okurlarım şöyle bir alakası var. Son çare olarak şöyle bir öneri paketi ile karşınıza çıkmak istiyorum; ?BDP?yi de GDO?laştırarak bir çözüm aramak. Bu kadar iflah olmaz bünyenin genetiğini değiştirip sonuca ulaşabilir, içlerindeki yiyicileri bir nebze olsa da temizleyebilir ve bünyede bir daha çıkmalarına engel olabiliriz. Ne dersiniz? İyi fikir değil mi? Durun durun, ne olur BDP?nin belediye başkanlarını ve il ve ilçe teşkilat başkanlarını, benim küçük ve sevimli elma kurdumla aynı kefeye koymayın. Ben de biliyorum, benim de aklımdan geçmedi değil bu başkan müsveddelerinin elma kurdu gibi zamanla GDO?ya alışıp, tekrar bünyede de çıkabilme ihtimali. Ama şöyle bir tezim var benim de. Elma kurtları doğal, bu başkanlar ise yapay. Aslına inecek olursanız, elma kurtları kendi bileklerinin hakları ile yaşıyorlar, bu başkanlar ise oradan buradan tokatlayıp, fakirin fukaranın hakkına tecavüz ederek yaşıyorlar. Elma kurtları sizin yediğiniz elmanın içinden çıktığı halde bile bazen size sevimli görünebiliyorlar, BDP?liler ise her zaman ve koşulda sevimsizler? Özellikle on bin birinci kez karşınıza çıktıkları zaman! Baran Yücesoy yucesoybaran@gmail.com
Mesaj yazın !
Sağdaki kodu buraya yazın!  Gerekli

Tabaklar Mah. Cumhuriyet Cad. İnci İş Merkezi No: 32 / 32 Bolu   Tel: +9 0374 2178285   Faks: +9 0374 2178295

Tasarım ve Programlama: Piskevit